YAHUDİ MİTOLOJİSİ (1)
İbranilerin puslu geçmişi
MÖ III. binyıl sonlarıyla II. binyılın başları arasında doğudan gelen akınlar sonucu, tıpkı Roma düzenini sarsan Kavimler Göçü gibi Mezopotamya'daki yerleşik hayat da ciddi biçimde sarsılmıştı. Bu kaos döneminde birçok halk Mezopotamya'dan Akdeniz'e
doğru yer değiştirmek zorunda kalmıştı ki, bunlardan biri de Batı Sami dili konuşan İbranilerdi.
Bazılarına göre bu Kenanlıların yakıştırdığı bir addır ve “nehri geçenler” anlamına gelmektedir. Onların izine ilk kez Mezopotamya kayıtlarında Hapiru veya Habiru olarak rastlıyoruz. Paralel biçimde Mısır kaynakları da Abiulardan veya Habirulardan sıkça söz etmektedir. Fakat kayıtlardan anlaşıldığı kadarıyla bu kavim yerleşik olmaktan çok göçer bir kavimdi ve yerleşik uygarlıklar tarafından aşağılanarak yersiz, yurtsuz gibi sıfatlarla anılmaktaydı. Hatta Mısırlılara göre gerçek bir göçebe toplumu statüsünde bile değillerdi.
Görülen o ki İbraniler bir yandan hayvancılık yapmakta, öbür yandan geçici işlerde çalışmakta ve hatta bazen büyük devletlere paralı askerlik de yapmaktadırlar. İbraniler klanlar ve büyük aileler halinde yaşamaktaydılar. Her bir grubun başında bir reis bulunmakta ve yine her bir grup ya da kabile 2000 civarında savaşçı çıkartabilmekteydi. Bu kabile reislerinin her biri yerleşik hayata geçer geçmez kendilerini yörenin hakimi ilan etmelerinin ardından bölgeyi kontrolü altında tutan esas krala bağlanıyorlar, onun tabiyeti altında kendi yörelerinde pek de kalıcı olmayan iktidarlarını sürdürüyorlardı. Görüldüğü kadarıyla İbrahim de bu kabile-grup reislerinden birisidir.
Eski Ahit-Tanakh'da Habiru terimi esasen bir yaşam tarzını aşağılayıcı bağlamda Mısırlıların kullandığı bir isim olarak karşımıza çıkıyor. Fakat tarihte pek çok kez görüldüğü üzere aşağılananlar bir süre sonra kendilerine yakıştırılan ismi benimsemişlerdir. Ben Sira MÖ II. yüzyılda Tanakh'da kullanılan dil ve yazıyı belirtmek için İbrani adını kullanmıştır.
İsimlerin adlandırmaların her zaman ilginç ve karmaşık bir tarihi vardır ki; bu çoğu kez efsanelere dayanır. Veya mevcut bir adlandırma efsanelerle anlam kazanır. İbrani kavim isminin veya İbranilerin bir kolunun adının İsrailli olarak değişmesi Yakup'ın tanrısal bir yaratıkla güreşmesinin anısınadır. Ve bundan sonra İbrani adı sadece dilin ve yazının ismini tanımlamakta ve ayrıca Musa öncesi dönemin karakterine atıfta bulumaktadır.
 |
XIX. yüzyıldan itibaren İbrani kelimesi, Musevi ya da Yahudi gibi din çağrışımlı değil, etnik çağrışımlı bir isim olarak kullanılmaya başlandı. Yahudi ismi ise Güney Krallığı-Yahuda tabiyetine gönderme yapmaktadır. Oysa Yahudi kelimesi de Eski Ahit'de yer almaz. Terim, “II. Makabiler Kitabı”nda ve “Ester Rabba” midraşında ilk kez önümüze çıkar ve Yunanca “Judaismos” kelimesinden türetilmiştir. Anlaşılan o ki, önceki dönemler bu topluluk kendini İsrailoğulları olarak tanımlamaktaydı.
Fakat öte yandan tüm İbraniler de İsrailli değillerdi. Kutsal Kitap İsrailoğullarının diğer İbrani kavimleriyle bitip tükenmez mücadelelerini uzun uzadıya anlatır. Yine biliyoruz ki Musa ve beraberindekilerin Mısır'dan çıkışı sırasında Filistin'de yaşamını sürdüren pek çok İbrani kavmi vardı. Kutsal Kitap'taki söylenceler özellikle kendini İsrailoğulları diye tanımlayan kolun tek tanrı inancıyla birlikte yeni bir kimlik kazanma sürecini ve diğer İbrani kabileleriyle bir dizi din savaşına girişmesini anlatırlar.
MİTOLOJİK SIR ISRAEL
Hz. Yusuf, Mısır’da makam sahibi olup, çocukken kendisini kıskançlık sebebiyle kuyuya atan abisi Yahuda ve diğer kardeşlerini Mısır’a çağırdığında, onların burada kadim Mısır büyülerini öğrenip, Şeytan’la anlaşma yapacaklarını elbette bilemezdi. Öyle ki, Hz. Yusuf’un ölümünden sonra Yahuda, şeytani güçle, kısa zamanda Beni İsrail’in kaderini ve liderliğini ele geçirir.
Yusufi değil de Yahudi olarak anılmaları işte bu sebeptendir. Yahuda öldüğünde ise soyu firavunların zulmüne uğrar, Allah, Hz. Musa’yı kendilerine kurtarıcı olarak seçer.
Bu dönem, Hz. Musa, hem firavunun Yahudilere olan zulmüne son verip Hak’ka iman etmesi, hem de kavmini birtakım sapkın alışkanlıklardan vazgeçirmesi için çabalamıştır.
Bir dağın, şahit olduğunda yerle bir olmasını sağlayacak denli büyük mucizeler gören bu kavim, Hz. Musa’nın, yanlarından bir süre ayrılışında, bu alışkanlıklarına tekrar döner, Kabala’ya olan bağlılıklarını gösterirler. “Hani Musa ile kırk geceliğine sözleşmiştik de siz onun arkasından buzağıyı ilâh edinerek zalimlerden olmuştunuz.” (Bakara/51)
Yine Taha Suresi’nde anlatıldığı üzere bu buzağı normal bir buzağı değil, böğüren altın bir buzağıdır, aralarındaki Samiri isimli Kabalist tarafından ateşte harlanan süs eşyaları ile yapılmıştır. Bu buzağı, kavmin Mısır’dayken tapmakta olduğu Moloch’tan başkası değildir!
 |
Yahudiler, o bölgede bir süre sonra, Tevrat’ta anlatıldığı üzere kendilerine bir kral istediklerinde, Hz. Samuel başlarına Talut’u (Saul) başa geçirir.
Hz. Davut bu dönem Saul’un yardımcısıdır. Söylenir ki, Saul zamanla güç sarhoşu olur, Allah’ın takdir ve takdisini kaybeder.
Filistinlilerle yapılan bir savaşta ölür ve yerine Hz. Davut geçer. Sonra da o tahta Hz. Süleyman geçecektir.
Yahudiler, ne Hz. Davut’u ne de Hz. Süleyman’ı peygamber olarak görür. Fakat Hz. Süleyman’a verilen ilme olan hayranlıklarını hiçbir türlü gizleyemezler. Hz. Süleyman dönemine baktığımızda, Yahudiler tarafından ne denli istismar edilmeye müsait bir dönem olduğunu anlayabiliriz. “Bina ustası olan ve dalgıçlık yapan her bir şeytanı, zincirlere bağlı olarak, diğerlerini de, O’nun (Süleyman) emrine verdik.”(Sad, 37-38)
Allah tarafından Hz. Süleyman’a öğretilen 6 köşeli yıldız, cinleri komuta ve kontrol eden bir tür tılsımdır, fakat sonraları Kabalist Yahudiler bu tılsımı cinleri çağırma ve onlarla iletişime geçme adına kullandılar. Cinler, yaptıkları sarayda, kendi üsul ve yöntemlerini kullandılar, mimaride de Yahudilere ilham kaynağı oldular. Öyle ki Eski Mısır’dan bu yana zaten Kabala ile haşır neşir olan bu kavimden bir taife, bu şeytani ilimde uzmanlaştıkça uzmanlaşır. Büyü yöntemlerini kitaplaştırırlar. Hz.Süleyman tüm bu büyü kitaplarını toplatıp yaktıysa da pekçok yöntemi çoktan öğrenmişlerdir.
Hz. Süleyman’ın büyü kitaplarını toplatması üzerine nefretlerini azdırıp O’nun hakkında Moloch(Moleke) yani şeytana taptığı iftirasını atarlar.... Devamı Tıklayın
|