AHMET ÜNAL
arapmitoloji2
ARAP MİTOLOJİSİ BÖLÜM 2 Ba’al; Tanrı El’in oğludur. Aslında batı semitik Arap kavimlerinden Mısır’a ithal edilmiş fırtına tanrısıdır. Geç Bronz Çağı dönemlerine ait metinlerde (Ras Şamra-Ugarit) Levantın doğu sahillerinde İ.Ö 1400’lerde baş tanrı olan “EL” ile yer değiştirmiş olan Ba’al tanrılar
listesinin en başında yer alıyordu. Sahip veya tanrı anlamına gelmekteydi. Bel” adıyla da tapınılırdı.
Eski Mısır’a geldiğinde, kuzey Suriye’deki “Sapan Dağında Oturan tanrı” olarak biliniyordu ve var olan çok sayıdaki Ba’al’lardan “Baal Zafon-Zapon ” adıyla ayrılmaktaydı. Ba’al’ın esas sıfatı “Bereket tanrısı” olmasının yanında adları arasında “Bulutlara Binen”, “Yeryüzü ve cennetin tanrısı. “Gök gürültülü Fırtına tanrısı”, “En Ulu Hakim, hükümran”, “Savaşçıların Fatihi”, ”En Güçlü”, ”En Ulu”, “En üstün”, “Güçlü”, ”Kudretli”, ”Savaşçı”, “Yeryüzünün Hakimi”,”Gök Gürültücüsü” anlamına gelen “Reammin” ve “En Ulu” anlamına gelen “Aleyy’in” olarak da anılmaktaydı. İnsanların tapınabilecekleri en güçlü tanrı oydu. Bu sıfatların tümü Kâbe’nin tanrısı El Lah’ın sıfatlarıdır. Kuran mealinde Şaffat Suresi, Saffat 37;125 ayetinin açıklandığı bölümde Ba’al’a rastlıyoruz; Şaffat S-37-125. “Bal‘e yalvarıp yakarıyor, yaratıcıların en güzelini bırakıyor musunuz?” BA’L yirmi arşın boyunda, altından ve dört yüzlü olarak tasvir edilmiş. Hâlâ Şam’da Ba’lebekkasabası bu ad ile anılmaktadır…” 1.Arşın=68.cm. 68*20=13.60 m. Tevrat’ın bir çok ayetinde olduğu gibi Tevrat Sayılar 12.Bölüm Ayet 5’te “Bulutlara Binen Tanrı’yı” görüyoruz.; Say.12: 5 “RAB bulut sütununun içinde indi. Çadırın kapısında durup Harun’la Miryam’ı çağırdı. İkisi ilerlerken” şeklinde biten ayetin devamı sonraki ayettedir. Şüpheye yer bırakmayacak açıklıkla “bulutlara binen tanrı” tanımı verilmektedir. Tanrıların ürettikleri sihirli silahları ile donatılmış olduğundan denizlerin dehşetli tanrısı Yam’ı yenebilecek olan “Kotar-Kosar Baal “ adıyla da yakın doğu mitlerinde tapınılmaktaydı. Hafif kıvırcık uzun saçlı, çift boynuzu andıran başında konik bir miğferle resmedilmekteydi. Sol elinde ya bir mızrak ya da Sedir ağacı, yukarı kaldırdığı sağ elinde gök gürültülü fırtına yaratmada kullandığı yıldırım silahı ile Grek tanrısı Zeus’un yaratılmasında esin kaynağı olmuştur. Başlıca hayvan şekilleri arasında gücü ve bereketi temsil eden boğa başı çekmekle beraber, keçi ve sinekler de yer almaktadır. Yakın doğuda bulunan bir tasvirde, boğanın sırtına oturmuş olarak görünmektedir. Yeni Krallık dönemlerinde Mısır’ın Firavunlarınca da çok tercih edilen dinen önemli bir görüntüydü. Ayrıca çok büyük cinsel organı ile yapılmış toprak heykelleriyle de bilinir. İslam ve Hıristiyanlık öncesinde BA’AL’e tapanlar “KABE’yi” kutsal sayarlardı. Hatta İÖ.500’de Pers (İran ) İmparatoru Daryus’un İran Persepolisteki Nakşi Rüstem mezar bölgesine Kâbe’nin birebir ölçüde taştan bir benzerini inşa etmişlerdi. Akad dilinde “BET, Arap dilinde İbranice “BAALAT” kelimesinin dişil biçimi olan “BA’ALAH” şeklinde söylenir ve “Hanımefendi, sahibe, eş” anlamlarına gelir. “Ba’al ul bayt” deyimi günümüz Suriye-İsrail civar Arapları arasında “Ev sahibi”, sadece BA’AL” olarak da “yağmur suyuna dayalı tarımsal sulama” anlamında kullanılır. “Ba’al’ın bereket tanrısı da olduğunu düşündüğümüzde eski inançların günümüze etkileri devam etmektedir. Diğer adlarından birisi de “BİR” di. Diğer adlarından birisi olan “BAALZEBUB” sembolü “ARI” olan adıyla anılan bir diğer adıdır. Bu konuda, Çöl şeytanlarına ve cinlerine tapan Ortadoğu Araplarıyla birlikte bu şeytanlara ve cinlere tapan Yahudileri bunlara tapmamaları için “Ba’al’a Molek’e ve Cinlere tapmayın” diye uyaran çok sayıda Tevrat ayetleri vardır; Anadolu’da yapılan kazılarda tarlalarda bol miktarda “Bel” heykeli bulunmuştur. Tarlalara tohum ekilirken bu heykelcikler de toprağa ekilirmiş. İçinde barındırdıkları yağmur tanecikleriyle sıcak havalarda toprağı nemlendirirlermiş.“RAB’bin Babil ve Kildan ülkesine ilişkin Peygamber Yeremya aracılığıyla bildirdiği söz şudur. Yer.50: 2 “Uluslara duyurun, haberi bildirin! Sancak dikip duyurun, hiçbir şey gizlemeyin! ‘Babil ele geçirilecek deyin, ‘İlahı Bel utandırılacak, İlahı Marduk paramparça olacak. Putları utandırılacak, İlahları paramparça olacak. Bronz Çağı, Ugarit tabletlerinde “İ.Ö.2500 ”, Hadad, Adad şeklinde Ba’al-Hadad biçimde de “Tek, Eşsiz Tanrı” anlamında kullanılmaktadır. Kenan tanrıları arasındaki ugarit kaynaklarında “EL” adıyla Kenan tanrılarının “en büyük baş tanrısı” olduğu geçmektedir. Tunus Kartaca’lılarda da, kolonileri olan Fenikelilerin de çeşitlendirmeleriyle Ba’al Hammon adıyla Kartacalıların en üstün tanrısıydı. Ba’al kültünün Kartacalılarda İ.Ö.500’lere kadar uzandığı tespit edilmiştir. Ba’al’e eski Yunanda Kronos, Adonis, Roma tanrıları arasında da Satürn adıyla tapınılmıştır. 19.yüzyılda Ernest Renan tarafından yapılan kazılarda Tire ve Akre arasında bulunan Fenike tabletlerinde “EL Hammon’a adanmıştır” ifadelerine rastlanılmıştır Ba’alhammon’u tanrı “El” ile daha az ilişkilendirirken, Kronos ve Saturn ile daha da genel olarak bağdaştırmıştır. İsrail’li arkeolog Yigael Yadin (1917-1984),onun “Ay Tanrısı” olduğunu düşünmüştür. Yakın doğu ve İncil araştırmacılarından Polonya asıllı Belçikalı Edward Lipiński, onun belli bir şekli olmayan şekilsiz, Dagon olarak tanımlamıştır. Dagon Buğday tanesi demektir. Suriye-Tel Mardik şehri civarındaki Ebla tabletlerinin bulunduğu tarihi Ebla, Ugarit(günümüz Suriye Ras Shamra) şehirlerinde ve Tevrat’a göre Filistinliler arasında da tapınılan baş tanrı, balık şekilli tanrı, balıkçılık, bereket tanrısı olarak eski Amoritlerin ve Yahudilerin de taptıkları tanrı. Fenikeli yazar Sanchuniathon, Dagon’u “siton” adıyla tanımlamış, bu ad Grek dilinde “Tahıl-Buğday” demektir. Yunan tanrısı Zeus’un adlarından birisi de “Zeus arotrios” tur. Yani “Sabancı, sabanla çift süren çiftçidir.” İ.S.1040’larda yaşamış Tevrat yorumcusu Rashi (RAbbi SHlomo Itzhaki), DAGONadının İbranice “Dag=Balık”tan geldiğini ve ”balık şekilli tanrı” veya bilinen adıyla “Yunus Peygamber” olarak tanımlamıştır. Bütün bu bilgiler ışığında “BA” demek, tanrı adına ve hepsinin de “tek bir tanrı olduğuna dair” her şey demektir. “BA”nın büyüklüğü buradan gelir. Mısır Mitolojisinde “BA” Ruh (Spirit) demektir. Tanrıların ve insanların “Ba” sı olduğuna inanılır. İnsan ölünce bu ruh uçarmış bazen cesedi ziyaret edermiş. Ne yazık ki Ba’al hakkındaki bilgiler arasındaki kopukluklar bazı olayların çağımızda açıklanamamalarına sebep olmaktadır. Mevcut olan bazı belgelerde Ba’al ve El arasında bir tür kan davası olduğu görülmektedir. El, oğullarından birisi olan Yamm’ı (deniz) diğer tanrılar üzerinde Nahar’ın (Nehir) Yargıcı olarak atar ve Yamm’ın “yw” olan adını “mdd’il” (El’in Sevgilisi) olarak değiştirir, ona gücünü koruyabilmesi için bilgilendirir. Yamm daha sonra Ba’al’i tahtından indirecektir. Beelshamen (Beelşamen); Suriye’de İslam öncesi çağlarda Palmira’da en üstün gök tanrısıydı. Parlak şimşek ve kartal onu simgelemekteydi. Beel Semitik Araplarda “Tanrı” demekti ve bu adın en eski hali Enlil ve Marduk’tu. Beelshamen ay tanrısı Aglibol (Elyibol) ve güneş tanrısı Melekbel ile bir üçlü (teslis) oluşturdu. Bel Akad dilinde Belu, efendi anlamındaydı ve eski Babil tanrıları arasında kullanılan bir addı. Dişil hali hanımefendi anlamına gelen Belit’ti. Bel, Grek Belos latin Belus adlarıyla temsil edilirdi. Kuzeybatı semitik Arapları Ba’al, doğu semitik Araplarının Bel dedikleri tanrı buydu. Erken Akad tercümanları Sümer’in Enlil’i olduğuna inanırlardı ve Akadçada Bel okunurdu. Tercümanlar arasında Bel’in Enlil olduğu konusunda uyuşmazlıkta vardır. Mezopotamya metinlerinde başka tanrıya değil genellikle Babil tanrısı Marduk’a atfen bu özel ad kullanılmıştır. Marduk’un eşi Sarpanit için de iki anlamlı olarak çoğunlukla Belit olarak da kullanılmıştır. Sümer tanrısı Marduk’un annesi Ninhursag, Damkina, Ninmah’ın diğer adları da Belit-ili Akadça’da “Tanrıların Hanımefendisiydi. Benzer olarak Greklerin Zeus Belus’unun Fenike’li yazar Sanchuniathon tarafından Kronos/El olarak da Peraea’da doğduğu belirtilir. Grekler, Semitik Araplar- doğulular ve günümüzün çağdaş İncil araştırmacıları Ba’al, Bel (Efendi-Tanrı) anlamına gelen bu adla Bel’e tapınıldığından emin olmuşlardır. Bes (Bisu-Besa); Suriye’nin Ba’al’in Mısırlılarca aldıkları tek tanrı olduğu iddia edilir. Diğer yandan Tanrıların cinleri ve küçük şeytanları yaratmasından sonra onların şerrinden korunmak için Bes’i yarattıkları da iddia edilir. Tanrıları ve insanları şeytanlardan ve cinlerden koruyan savaşçı tanrıydı. Bes, Mısır’da hamile kadınların, küçük çocukların, tüccarların, fahişelerin, dansözlerin de koruyucusuydu. Kötü olan her şeyin düşmanı olduğuna da inanılmıştır. Bazı tarihçiler Orta Krallık döneminde aşağı Mısır Nubiya’dan ithal edildiğini kabul ederler. Buna rağmen Yeni Krallık dönemine kadar yaygınlaşmadığı da tespit edilmiştir. James Romano gibi tarihçiler onun “arka ayakları üzerinde şaha kalkmış aslan” şeklinde temsil edildiğini öne sürmektedirler. Üçüncü ara dönemde Bes koruyucu olarak nazarlık, muska şeklinde de taşınılmıştır. Üçüncü bir teori olarak da Afrika’nın Göller bölgesinden Ruanda, Kongo bölgelerinde yaşayan Twa (Pigme-cüce) kabilelerinden geldiğine işaret edilmektedir. Eski Twa tasvirlerinde Bes aynı boyda “cüce tanrı” olarak tasvir edilmiştir. Dawn Prince Hughes, Kuzey Afrika’da uzun kıllı, büyük ayaklı, vücudunu kıllar kaplamış, çarpık bacaklı, kısa, yassı burunlu maymun adam gibi tasvir edildiğini belirtmiştir. Tasvirlerinin evlerde koruyucu olarak bulundurulduğunu ve diğer tanrılardan ayrı tutulduğuna rastlanmıştır. Mısır tanrıları genelde profilden tasvir edilirken Bes, savaşçı, asker, portre olarak da tasvir edilmiş, her an saldırıya hazır bekleyen ev halkının koruyucusu, çocukların takipçisi, yılanları öldüren, kötü ruhlarla savaşan olarak ibadet edilmiştir. Kötülükleri kaldırmasından sonra iyi şeylerin timsali olmuş, cinsel arzunun, müziğin ve eğlencenin de tanrısı olmuştur. Ptolomaik dönemlerde evlerin duvarlarında Bes ve Beset olarak resmi yapıldı, doğurganlığın, bereketin, şifanın temsili oldu. Yeni krallık döneminde dansözler, müzisyenler, hizmetçi kızlar uyluk kemiklerinin üstüne, bellerine onun dövmelerini yaptılar. Birçok eski Mısır tanrıları gibi ihraç edilmiş, Fenikeliler ve eski Kıbrıslılarca benimsenmiştir. İtalya’da “Aziz Bessu adıyla Hristiyanlığın temsilciğini yapanlara kadar uzanmıştır. Aziz Bessus Hıristiyanlıkta deve kuşu tüyü ile tasvir edilir, doğurganlığın ve bereketin timsali kabul edilirdi. Cedd; Semitik halklardan türetilmiş bir tanrının adıdır. Nebati metinlerinde “Gadda” biçiminde görülür. Arap isimlerinde “Abd-el Cedd- Abdilcedd” farklı şekillerinden birisidir. Araplar arasında halen kullanılan diğer biçimi olan “Cudd” “şans” demektir. Nebatilerin “Gadda”sı Aramilerin “El Gadd (El Cedd okunur) sözü ile doğal bir uyum içindedir. Kuran’da bazı ayetlerde Allah’ın adını büyütmede, yüceltmede kullanılmaktadır. Dü Semavi (Göklerin Bir’i) ; Güney Arabistan’daki tapınılan diğer kuzey Arap tanrılarından olan Dü Semavi (İlahi-Göksel Bir) de Bedevi kabilelerinin sürülerinin çok olması için heykeline deve kurban ettikleri bir tanrıydı. Zü’l-Halasa–Du’l Halasa (Arapça) Güney Arabistan’da kehanet tanrısı olarak hürmet gösterilirdi. Beyaz bir taş içinde tapınılırdı. “Dü’l-hülasa”. İki ayağından birinden vazgeçmişçesine “bir ayağı” olan bir tanrıydı. İnsan biçiminde yapılmış taşlara kazınmış putlara bu adlar atfedilirdi. Yemen’de Abela’da Kabe (Kureyş onu el-Kabetu’l Yemâniyye olarak adlandırıyordu) kutsal alanında bölge kabilelerince tapınılan tanrı, Ka’b ve birkaç müttefik kabilenin tanrısıydı. İslam sonrası yıkılıp işlevine son verildiği hadiste anlatılan eski bir kutsal alandır. Hakkında çok az bilgi günümüze ulaşmıştır. Arap yarımadasındaki bütün Kabe’lerde olduğu gibi burada da tavaf vb. bir çok dinsel ritüelin yapıldığı kaydedilmektedir. Dü’l-Kab-Sa; El Ezd, veya Al Esd adlarıyla Medine’nin El Evs, El Hazreç ve Mekke cıvarında Huza kabileleri arasında dallanıp budaklanmıştı. Onlar- Menat’ın tapınanlarıydılar. Ayni kabile Serat dağlarında “A’im- Eym” adlı puta tapıyordu. Bereket tanrısı, Şira yıldızının rabbi. Necm Suresi 49. Ayet, “O ŞİRA yıldızının rabbidir” demektedir. Düşara (Arapça)=Dü Şa-ra veya Dü Şi Ra– Resmi-heykeli yapılmasından sakınılan, adı ”Dağların Tanrısı” anlamına gelen, Nebatilere ait Petra’da tapınılan Arap dağ tanrısı. Kader tanrıçası Menat’ın oğlu, Greklerde Zeus ve Diyonisus’a eş gelir. Nebatilerin Petra’da, Lübnan’da ve çok adının geçtiği gibi Hicr halkının baş tanrısıydı. Abd-ül Şira adındaki bir kabileyle yaptığı anlaşma gereğince onlara, toprağın altında, kayaların arasındaki çukurlarda biriktirdiği sulardan vereceğini Vaat eden bir Arap tanrısıdır. El Kalbi ’ye göre, Ben-i Haris kabilesince ona tapınılmıştır. En büyük, görkemli tapınağı Petra’da kare şeklinde siyah taştan yapılmıştı. Kendisinden sonra Dionisias adını alan Soada şehrinde önemli bir başka tapınağı vardı. Şarap tanrısı Dionysus’un adına Ağustos ayında özellikle üzümcülüğün bereketi adına bayramlar kutlanırdı. Petra ve Elusa’da Epfanius adına 25 Aralıkta Arapça “Kkhbou- Kekekbou” adlı bakire adına düzenlenen bayramlarda Düşara’ya adına ilahiler söylenilerek tapınılırdı. Doğal olarak gelişmiş memeleri ile genç Arap bakiresi “Ka’ab’ı” hatırlatmaktadır fakat tanrının taştan doğduğuna inanılan yorumuna göre “Ka’b-Kube-Küp- Mekke’deki Kâbe’nin de olması muhtemeldir. Ama “Es Şara” adında muhtelif başka yerler de vardı ve erken dönemlerdeki kültün hangisinden doğduğunu yorumlamak gerçekten zordur. Bereketli, nemli topraklarda zengin bitki örtüsünün bulunduğu yörelerde bu adın bulunması kolayca ibadetin merkezi olmuş arı Arabistan ülkesinde bir nokta gibidir. “Güneşe tapınma” ile bağlantı kurulabilecek kış gündönümü zamanında kutlanılan bayramlarda “altın adak sunuların parıldadığı bütün tapınaklardaki putların altında altından bir kaide bulunurdu. O “bereketli sebzelerin sahibiydi” ve “güneş tanrısının da karakterine vurgu yapıyordu. El-LL : (Yemen’de Astar); Güneybatı Asemitik Araplarında EL, ay ve güneşi idare eden, baş tanrıydı. Güneş ve Ay aralarında tercih ettikleri yer için savaşırdı. Güneş Ayı yendiğinde gece, Ay Güneşi yendiğinde ise gündüz oluyordu. Mısır’ın Horus-Set kavgasından alınmış olduğu açık olan bu Mit’e Araplar inanırlardı. Ugarit metinlerinde El, tanrıların meclisinin bulunduğu ve toplandıkları Leyl (Gece demek-Muhtemelen dünya dışı kozmik-göksel bir dağdı.) adlı bir dağda oturmaktaydı ve tanrılar topluluğunun en üstünüydü. Kuzey Araplarında Safa bölgesinde “El’e” ayrı bir tanrı olarak ibadet edilirdi. Kişi adlarında “Vehb-el, Vehbil- El’!in hediyesi, Abdil- El’in kölesi-kulu” gibi adlara eski Sabii’lerden günümüze kadar rastlamak mümkündür. Eski metinlerde tanrı anlamına gelen “Layal” ve gene başka bir eski metinde El’in bir biçimi olarak “Uval” adlarından türemiş olabilir. İ.Ö.7.yüzyıla ait Anadolu Aslanlı Taş harabelerinde bulunan bir nazarlıkta, El Lah’ın, “EL’ine” atıf yapılır; “Bizim için, bütün tanrısal varlıklar ve kutsal olan grubun en büyüklerinden en kutsal olanı cennetin ve ölümsüzlüğün sahibi ile ebedi bir bağ kuruldu. Asur onu bizim için yaptı.” Metin, Cross’un (1973 S.17) çevirisi ile şöyle devam etmektedir; -“Ebedi olan (Olam) bizimle yeminli bir antlaşma yaptı.” -“Aşera bizimle bir antlaşma yaptı.”, -“El’in bütün oğulları ve,”; -“Ve, büyük meclisin en kutsal olanı,”, -“Eski dünyanın ve cennetin teminleri ile.”. Ugarit metinlerinde, tanrı El,”TORU-EL-Boğa Tanrı-Akdeniz Bölgesindeki Toros Dağlarına adını o vermiş”,Batnyu,binwati-(yaratıklarının yaratıcısı),’ebu bani‘ili “tanrıların babası),’ebu adami “adamın-adem’in-insanın babası” ,qaniyunu’olam “ebedi yaratıcı, her şeyi bol yaratan”, İbrani metinlerinde el olam-“ebedi, ölümsüz-baki tanrı-(Hüvel Baki),Yaratılış 21:23” olarak geçer. Diğer adları arasında; ak sakallı-yaşlı danışılan akıllı, Hatikuka “yaşlı büyüğünüz”, Malku –Kral, sahip, ebu samima “yılların babası”, el gibbor “ savaşçı” olarak da geçer. El Kays; Eski bir pagan Arap tanrısıdır. Hişam El Kalbi, “Kitab el Esnam –Putlar Kitabı” adlı kitabında bu tanrıdan bahsetmemektedir. Adı ortadan kaybolmuş bir tanrıdır. Ancak “Abdilkays – Abd El Kays- Kays’ın Kölesi” ve “Emrulkays- Emr-ül Kays- Kays’ın Emiri” gibi Arap adlarına bakıldığında böyle bir tanrının varlığı görülmektedir. Nebati metinlerinde El Kays ve El Hicr’de bir tapınakta değişik anlamlarda “Kays” adına rastlanılmıştır. De Goeje, El Hemdani’nin “Ceziret-ül El Arab’ından” bu anlamlardan birisinin “Tanrı” demek olduğunu çıkarmıştır. YILDIZ DİNLERİ Arabistan’da Güneş dişi bir Tanrıça, Ay da erkek bir Tanrı olarak görülmüştür. Allah ismi Ay Tanrısına verilen muhtelif isimler içinde şahsi özel ismidir. Allah, Ay Tanrısı Güneş Tanrıçası ile evlenir. Birlikte üç tanrıça üretirler. Bunların isimleri, ”El Lat”,”El Uzza”, ve “Menat” tır. “Allah’la beraber daha küçük tanrıçalar olarak ve Allah’ın Kızları adlarıyla tapınıldılar.” El belirteci ve Lah adının birlikte söylenmesinden oluşur. Bazı dil bilimcilerine göre “Tek Tanrı” demektir. Tevrat’ta bu adın çoğulu olan “Elohim veya Eloah” adı kullanılmıştır. Hicaz Araplarınca tapınılan ve kızlarından biri olan El Lat da “Lah’ın dişil halidir. Aramiler tanrı anlamında “Elaha” derler. El belirteci Arap dilinde “Baba ve tanrı” anlamına da gelir. İslam öncesi Araplarında Mekkelilerce en üstün tanrı, dünyanın yaratıcısı ve yağmurları veren gök gürültüsü ve yıldırım tanrısı olarak tapınıldı. Mekke dininde yeri belirsiz olmasına rağmen bazen tanrılar arasında ast olarak da kabul edildi. Mekkeliler Allah ve cinler arasında akrabalık kurarak onu erkek ve kız çocukları olan bir tanrı olarak da tanımladılar. El-Lat: Arabistan’daki bereket tanrıçası. Mekke’nin üç baş tanrıçasındandır. Bu üç tanrıça Mekkelilerin inancına göre Tanrı’nın kızlarıydı. Petra’lı Nabatlılar tarafından da tapınılan Lat, Nabatlılarca Yunan Athena ve Romalı Minerva ile denk tutulmuştur. Wellhausen’e göre, onlar Lat’ın Hubal’ın annesi olduğuna inanıyorlardı. Hişam bin el-Kalbi tarafından yazılmış Putlar Kitabı`na (Kitab el-Esnam) göre, İslam öncesi dönemde Araplar onun Kabe’de yaşadığına inanırlardı ve Kabe’de ona ait bir put bulunurdu. Bu ilahın adı, İslam dışı ve dönemin insanlarının tapındıklarından olarak İslam’ın kutsal kitabı olan Kuran’da geçer. Necm Suresinde adı bir diğer Arap mitolojisi figürü Uzza ile birlikte anılır: “Siz de gördünüz değil mi Lat ve Uzza’yı?” Bir sonraki ayette de bir diğer Arap mitolojisi figürü Menat’ın adı anılır. Sıklıkla üçü bir tür tanrıça üçlemesi meydana getirdikleri şekilde ilgili yazınlarda yer bulmuşlardır. Bu üçlemenin başı konumundaki Lat’a, Arap mitolojisinde sıklıkla, her şeye gücü yeten baş bir tanrının, el-Lah’ın kızı olarak tapınılmış olsa da, bazı bölgelerde baş tanrının bir tür eşi konumunda da tapınıldığı olmuştur. Bununla birlikte genel kanı İslam öncesi Mekke’de, ayetlerde de adı geçen, üç tanrıçanın “Allah’ın kızları” olarak anılmış olduğudur ki bu eylem Kuran’da yerilerek yer bulur. Arapların en eski mabutlarından olan ve güneşi temsil ettiğine inanılan bir tanrıça sayılan Lat, kalıntılarda bazen güneşin bir parçası, bazen çıplak bir kadın, bazen de bir at olarak tasvir edilmiştir. “Mu’cemu’l-Büldân”da anlatıldığına göre Lât, Tâif’te idi. Sakif kabilesi, beyaz bir taş üzerine onun beytini kurmuş ve ona bakıcılar tayin etmişti. Başta Kureyş olmak üzere bütün Araplar ona hürmet ederlerdi. Bakıcıları da, Sakif kabilesindendi. Yeri, bugünkü Tâif Mescidinin sol minaresinin bulunduğu tarafta idi. HİLAL AY SEMBOLÜ Arap kültüründe ve bütün orta doğu boyunca başka yerlerde de Ay Tanrısına ibadetin sembolü “Hilal’dir. Arkeologlar, Ay Tanrısına tapınmanın bir işareti olarak başlarının üstünde hilal bulunan birçok tanrı ve tanrıça heykeli ortaya çıkardılar. Aynı anlamda da Mısır Tanrılarının başında da güneş resmedilmişti. (Babil Enuma Eliş Destanında olduğu gibi Tiamat (Dünya) ve Kingu (Ay) güneşten koparak oluşan ilk iki gezegendir. Marduk Tiamat’a savaş ilan ettiğinde onun bir kadın olduğunu söyler. Destanın sonunda da insanı “Ay-Kingu”nun kanından yaratır. Buna göre de El Lat-Merkür, El Uzza Venüs ve Menat-Dünya olarak anlaşılmalıdır. Hristiyanlıktaki “Üçleme -Teslis’in de Güneş, Ay ve Dünya ile ilişkilendirilmesi yanlış olmaz. İsa ve Havarilerinin ve de meleklerin başlarındaki hale Mitra-Zerdüşt inancı, Mısır ve Sümer İnançlarının sembolü olan “Güneş” i temsil etmektedir.) Bundan dolayı Hz. İbrahim’den itibaren İbrânice veya Süryânice gibi diğer bir dilden Arapça ‘ya geçmiş olduğu üzerinde düşünülüyor ve bu dillerden Arapça ‘ya geçtiği görüşünü ileri sürenler oluyor. Fakat Âd ve Semud hikâyelerinde ve daha önce yaşamış olan peygamberlerin dillerinde de yalnız anlamının değil, bizzat bu özel ismin de dönüp dolaştığını anlıyoruz ve İbrânî veya Süryanî dillerinin de mutlak surette Arapçadan önce olduğunu da bilmiyoruz. Bunun için kelimenin Arapça ‘da daha önce kökten ve katıksız Arap olan ilk devir Araplarına kadar varan bir tarihi bulunduğu açıktır. Bundan dolayı “İsrafil, Cebrail, Mikail” kelimeleri gibi İbrânice’den Arapça’ya geçmiş yabancı bir kelime olduğunu zannetmek için bir delil yoktur. İkincisi; Arap dilinin aslında, Arapça olmayan bazı yabancı kelimeler hakkında dikkatli olmayı gerektiren birtakım özel incelikler vardır ki, bunlarla bir kelimenin aslını incelemek mümkün olur. Eğer “el” belirleme edatı ise kelime herhalde başka bir şeyden nakledilmiştir ve yüce Allah’a isim olarak verilmesi ikinci bir kök sayesinde mümkündür. Fakat bunun başlangıçta Arap dilinde diğer bir isimden veya sıfattan alınmış olması mümkündür ve asl olan budur. Belirleme edatı “el” kalkınca da “lâh” kalır. Gerçekten Arapça’da “lâh” ismi vardır. Ve Basralı âlimlerin büyük bir kısmı bundan nakledildiğini söylemişler. “Lâh” gizlenme ve yükselme mânâsına fiilinin mastarı olduğu gibi bundan “ilâh” anlamında da bir isimdir ve bundan “lâhüm“, “lâhümme” denilir. Kuran Surelerinden yer, nesne veya kişilere ait “adlarla başlayan sureler de böyle yazılır ve okunur; El Fatiha, El Bakara, El Maide, El Araf,El Enfal ,El Arabiyye,El Suriye,El Cezire, El Mustafa, El Kadir gibi. El Mukah-LLMUKAH”;Ortadoğu dinlerine kaynak olan Mısır dinlerinde “Lah” adı;, Güney Arabistan’daki Sabiilerin, “yapay sulamaların koruyucusu” olarak tapındıkları, baş şehir Ma’rib yakınlarındaki Sabii halklarının tapınaklarının tanrısıydı. Arapların, ”baba AY, anne Güneş ve oğul Venüs” tanrı üçlemeleri keşfedilinceye kadar, El Mukah, ay tanrısı olarak düşünülmüştü. Son zamanlarda yapılan çalışmalar, ”Öküz Başlı” olarak bilinen Güneş tanrıçasının erkek eşi “bereket ve Şarap tanrısı” ile birleştirilmiş Güneş Tanrısı olduğunun altını çizmektedir. El Ukaysir; Hz. Muhammed dönemlerinde Arabistan’da “aksar- kalın, sert, kısa enseli” anlamında insan şekilli taş bir puttur. El Ukasir Kuda, Lahm, Cüddam, Amila ve Gatafan kabileleri Araplarınca Suriye bölgesinde tapınılmıştır. El Kalbi, “Kitab el Esnam kitabında “AnSab” taşının kutsal yerlere, giysilere, adak kurbanlarının atıldığı hendeklere hacıların ilahileri eşliğinde atılırdı, demektedir. Wellhausen ise İbn Kalbi bu tanrıyı sınır anlatmıştır. Binalara izinsiz girenleri önlemek için çömelmiş şekilde heykelinin yapıldığı bu tanrı adını “Ukaysir” olarak bir kabileye de vermiş olduğundan bireyseldir ve hatta kılıç tanrısıdır. Elibol veya Eglibol Arapça=Eski Suriye Palmira’da Ay Tanrısıydı. Adı da “BEL’in Buzağısı” demekti. Elibol, bazen omuzlarına kadar başını çevreleyen bir hale ile resmedilmişti. Bu resimlerden birisinde başını çevreleyen hale, hilal veya orağa benzer şekilde tasvir edilmişti. Elibol, ünlü teslis (üçleme)içinde Güneş tanrısı Yaribol (Yarhibol) ile ilişkilendirilmiştir. El Kaum =Nebatilerde ,gece ve savaş tanrısı olarak tapınılır, kervanların koruyucusu olduğuna inanılırdı. “İnsanların arkadaşı” adıyla da anılırdı. Gene Nebatilerde, “Şerefine toprağa içki dökülmeyen, içki içmeyen, ihsanı, ikramı bol bahşeden, tanrıydı. El Malik; Bir çok Arap tanrıları arasında “El Malik -Kral” adıyla tapınılırdı. Kuran’da Allah’ın “99” adından birisi olmuştur. Hadad, Hadad Raman (Grek), Ba’al Hadad, Hadu, Adad, Yahweh, ; Kuzey batı semitik Araplarında Haddu, Akadlarda Adad, Hititlerde Teşub, Teşub-Hadad, Ba’al Hadad, Ba’al Hadad-Yahwehadlarıyla tapınılan yıldırım tanrısıydı. Diğer yandan Mısır’ın Set’i, Grek’in Zeus’u, Roma’nın Jüpiter’i olarak Jüpiter Dolichenus adıyla tapınılan tanrısıydı. Ugarit metinlerinde,(İ.Ö.2300-Suriye-Ugarit) bitkilerin çimlenmelerinden yeşermelerine bereketin ve bolluğun onun arzusu ile gerçekleştiğine, yağmurun yağmasını ve göklerin yönetimini elinde bulunduran Ba’al/Hadad göklerin tanrısıydı. Tarımla uğraşan bölgelerdeki insanların büyümelerini sağlayan hayatlarını koruyan tanrıydı. Yokluğu kuraklık, kıtlık, açlık ve savaş çıkması demekti. Hatta batı rüzgârlarının geldiği dağla da ilişkiliydi. Tevrat ayetinde Yahweh’in kuvvetli doğu rüzgârları ile İsrail oğullarını Kızıldeniz’in karşı tarafına Ey Lat körfezine taşıma olayının anlatılmasında görülmektedir. Hadad ayrıca Tevrat’ta Aram Kralı bahsinde görülür. Ba’al’ı yücelten, ululayan adları arasında Baal Gad, Baal Hamon, Baal Hazor, Baal Hermon, Baal Judah (Yudah),Baal Meon, Baal Perazim, Baal Shalisha (Şalişa-şelişe) ve Baal Tamar da vardır. Baal Meon Kenan bölgesinde, Ölü Deniz’in doğusunda kullanılan bir adıdır. Dişil adları arasında Baalah,Bealoth (Bealot),Baalath (Baalat) şeklindedir. Bazen yüksek yerlere bu adların verildiğini görürüz. Baalat Dağı ve Necef’te Baalah-Bira/Bealot şeklindedir. Efsanelerdeki kayıtlarda Hadad, Adados ya da Grek Hadad Ramân’ın bozulmuşu olan çoğunlukla Demarus olarak kabul edilmektedir. Hadad, Gök tarafından hamile bırakıldığında tanrı Dagon’a köle olarak verilen Gök’ün oğludur. Bu kaydın geçtiği efsane, Hadad’ın ebeveynliğinin hesabını görünüşte Ugarit geleneği ile birleştirerek Dagon’un oğlu yapmaktadır. Eşiti olan Akad tanrısı Adad ise Gök tanrısı Anu’nun oğludur. Anu’nun oğluna benzeyen Hitit tanrısı Teşub ile eşleşir. Aslında her iki efsanede de Hadad ya da Adad sonunda “gök’ün oğludur. Başka bir efsaneye göre Gök, Pontus (Deniz) ile savaşır. Gök Hadad ile birleşir. Hadad karışıklığı üstlenir ancak bozguna uğrar. Bu konuda bir daha bahsedilmez.
Efsane metinleri, Ugarit dilindeki tanrı El’in oğlu Mot’u Muth yaparak ugarit metinleriyle uyuşmaktadır.
Havkem-; Hevkem “akıllı olmak” kökünden gelir. Yemen’in Adalet Tanrısıdır. Diğer adalet tanrısı Anbay-Havkem-ile birlikte adaleti sağlarlar ve Kataban’da ikisi birlikte anılırlardı. Muhtemelen Babil tanrıları olan Nabu ve kader, bilim tanrısı ve tanrıların sözcüsü olan Merkür’ün (Sabah ve Akşam yıldızı) ikiz görünümlerini temsil etmekteydi. Hevl; Hadramet’te, Hevl, muhtemelen ay tanrısıydı ve bazı kabilelerin de koruyucusuydu. HUBEL( baba), Habbal- Habbel (İbr), El Lah-Allah, El Hakim; Ay ve Gökgürültüsü, bereket Tanrısı. Arap dilinde “Habbe” tahılın bir tekinin adıdır. Buğday tanesi gibi. Birden fazlası “hubûb”, onun çoğulu “hubûbat”tır. Kuranda Allah’ın büyüklüğü anlatılırken, ” Toprağa gökten su indirdik, ondan dâneler çıkardık” (Rahman 55;12,13.) ayetlerini hatırladığımızda Suriye- Filistin kökenli bu Arap Ay tanrısının adını Hub-El şeklinde açtığımızda Hububattan “Hub” kökünü aldığımızda “El”in de tanrı anlamına geldiğini hatırladığımızda “Tanelerin Tanrısı” adını elde edebiliriz. Sümer mitlerinde de tanelerin göklerdeki kendi gezegenlerinden getirildiği geçmektedir. İlk ay tanrısı Enlil’in de sıfatlarından birisi de “Tanelerin tanrısı”dır. Hubel, özellikle Suriye Araplarında“Ba’al” a karşılık gelen Ay tanrısıydı. Suriye’de “erkek” şeklinde bir heykeli bulunmuştur. En yüksek onura sahip Yağmur bereket tanrısıydı. Suriyelilere göre Babil İmparatorluğunu kuran ve gökyüzünü ve ondaki varlıkları düzenleyen çift karakterli güneş tanrısı Baal- Bel” olarak tapınıldı. Habba’al, Heredot’a ve ondan çeviri yapan Rawlison’a göre Arapların Jüpiteriydi Kâbe’ye Suriye’den getirildiğine inanılır. Kureyşlilerin bir zafer kazandıklarında “Çok yaşa Hubel” diye sevinç çığlıkları attıkları bilinir. Arap Mitolojisi Bölüm 3 Tıklayın |
Bugün 27 ziyaretçi (171 klik) kişi buradaydı.