AHMET ÜNAL
arapmitoloji3
ARAP MİTOLOJİSİ BÖLÜM 3
İslam öncesi Arapları Kâbe’de sayısız tanrılar, yarı tanrılar, şeytanlar, cinlere ait heykeller, remzler, semboller barındırırlardı. Bunların yanında birçok kabilelere ait
de tanrı heykelcikleri bulunurdu.
Bunların en büyüğü, tanrıların baş tanrısı olarak bilinen Hubel (Baba) idi. Kırmızı akik taşından yapılmış insan şekilli bir heykeli vardı. Sağ eli kopunca altından bir el yapılarak yerine takıldı. Üç Tanrıça (Ulu Kuğular.) Kuran Necm Suresi Ayet 53’de adları geçer ve ayette onların “dişi” olmadıkları, melek oldukları vurgulanır. El Lat = Taif’te heykeli bulunan, üç saygı duyulan puttan birisiydi. Kelime olarak “LAT” LAH’ın “dişil” halidir. El Uzza (Venüs), El Lat Güneş ve Menat (Ay) Kur’an Necm Suresi 21,22.,23.24.ayetlerde “onlara (meleklere) dişi denilemeyeceği” işlenir. El Uzza = Adı,” En güçlü olan” ya da “Güçlü” anlamlarına gelen, bereket tanrıçası, saygı duyulan üç idolden birisiydi. Azize anlamına da geldiği öne sürülür. Araplar, savaştan önceleri kılıç tanrıları olan Hubel (El Lah) den zafer diledikten sonra Uzza’dan da yardım isteyerek ona verdikleri önemi gösterirlerdi. Uhud Savaşında Kureyşlilerin “Uzza’nın çocukları, Hubel’in çocukları” diyerek orduya güven arttırıcı telkinler yaptıkları bilinir. Hicaz’ın yanı sıra Irak, Şam, Nabat ve Safa gibi bölgelerde de tapınılan Uzza, Kureyş’in en büyük putlarındandı. Uzza, Nahle’de bir ağacın yanında bulunan bir puttu. Gatafan kabilesi ona tapardı. Bu putun bakıcıları, Sayreme b. Murreoğullarındandı. Hubel gibi Uzza da, Kureyşliler tarafından korunmak için çağrılırdı. Geç dönem putperest (pagan) Arap şiirinde Uzza güzelliğin simgesi olarak geçmekteydi. Her ne kadar Uzza’nın Güney Arabistan’daki varlığı kısa denilebilecek bir zaman dilimi içinde yok olmuşsa da, kuzeyde Nabatlılarca Petra’da varlığını sürdürdü. Nabatlılar başlarda Arap isimlerine sahip ilahlara sahipken, daha sonra bu özgün ilahları Hellenistik tanrı ve tanrıçalarla özdeşleştirmiştir. Bunun sonucu olarak, Uzza da İsis ve Afrodit ile ilişkilendirilmiştir. Petra’daki kazılarda İsis/Uzza’ya adanmış bir tapınak ortaya çıkarılmıştır. Bu tapınak içinde bulunan bazı oymalardan esinlenerek Kanatlı Aslanların Tapınağı olarak anılmaktadır. Uzza ismi Petra’daki kitabelerde kayıt edilmiştir. Menat =Tanrı, ölüm ve kader anlamına gelen “Mena” sözünden türetmedir. Mekke’nin başlıca üç tanrıçasından birisiydi, Arapların onun kaderin tanrıçası olduğuna inanırlardı. Arap din âlimlerinden Hişam İbn El Kalbi’nin (737-819) Arap tanrılarını anlattığı Kitab El Asnam’da geçtiğine göre, Menat Arap tanrılarının en eskisiydi. Araplar ona olan saygılarını göstermek için çocuklarına Abd Menat, Zeyd Menat gibi adlar verirlerdi. Mekke ve Medine arasındaki Kudayd’da Muşalla sahiline onun heykelini dikmişlerdi. Şam tarafından getirip Kâbe’nin etrafına diktiği rivayet edilmektedir. Bu put, Huzeyl ve Huzaa’nın putu idi, ancak Kureyş ve diğer Araplar da ona tapar, kurban ve hediyeler takdim ederlerdi. Bu putun daha sonra Kudeyd’e dikildiğini, Evs ve Hazrec kabilelerinin onu ziyaret etmedikçe hac ibadetlerinin tamam olduğuna inanmadıkları nakledilmektedir. Nihayet hicretin sekizinci fetih senesi Resulullah Medine’de n dört veya beş gün ayrıldıktan sonra Ali b. Ebî Tâlib‘i Menat‘ı yıkmak üzere gönderdi. O da gidip yıktı ve ne varsa hepsini alıp getirdi. Getirdiği şeyler arasında Mıhzem ve Resub adında iki de kılıç vardı. Resulullah onları Hz. Ali’ye verdi. Bunlardan birinin Zülfikâr olduğu söylenir. Bu putun bakıcısı, Ezd kabilesinden Gatârif idi.” Manat veya Manah, Arap mitolojisinde bir tanrıça. Arabistan’da tapılan tanrıçalardandır, özellikle Mekke şehrinin üç baş tanrıçasındandı. İslam dininin kutsal kitabı Kuran’da da geçer. O dönemlerde bu üç baş tanrıçanın Tanrı’nın kızları olduğuna inanılıyordu. Petra’daki Nabatlılar onu Manawat ismiyle anıyor, onu Greko-Romen tanrıça Nemesis ile denk tutuyor ve Hubal’ın karısı olduğuna inanıyorlardı. Kureyş’in yanı sıra başka pek çok kabilenin daha takdis ettiği deniz kıyısında bir tapınağı bulunan kader tanrıçası Menat, özellikle Hicaz bölgesinin en ilgi çeken tanrıçalarından biri olarak kabul ediliyordu. Yâkûtu’l-Hamevî, “Mu’cemü’l- Büldân“da Uzza’yı anlatırken: “Kureyşliler Ka’be’yi tavaf ederken “Lât, Uzza ve üçüncü olarak da öteki put Menat hürmetine, çünkü onlar ulu kuğulardır, her halde onların şefaatleri umulur.” diyorlardı. Ve de onları Allah’ın kızları kabul edip şefaatlerini bekliyorlardı. Ay Tanrısına tapınan Sabii dinine inanan Filistin Kiptilerinde Inanna aşağılanmış dişi şeytandı ve Tanrının kızıydı. Strasbourg Üniversitesi İnsan Bilimleri, Din ve Tarih Araştırmaları bölümünden
Fransız yazar J.E. Menard’ın Nag Hammadi Metinleri adlı kitabında Sabilerin ve Sabilikten etkilenen Kenan/Filistin, Lübnan bölgesi ve İsa’nın memleketi Nasıra Yahudilerinin dini inançlarında “Inanna” hakkında Mandeanların (Harran Irak Sabiileri) Kutsal Dua Kitaplarında yaşamın açıklanmasına Ruha’ nın, kendisini cennetten kovan babası Allah’a tepkisini okuyoruz;
Ruh (Ruha)sesini yükseltti Yüksek sesle bağırdı ve “ Babam, Babam”, Beni neden yarattın? Tanrım, tanrım, Allah’ım, beni uzaklara neden sürdün Beni mahrum ettin ve yeryüzünün derinliklerine bıraktın Ve karanlığın en alt karanlığına Oraya çıkmaya gücüm olmasın diye? Jacques E. Menard, bu dua metninin İsa’nın doğduğu ve yaşadığı yıllarda yani Miladi “sıfır” yıllarında Filistin Kıptilerince yazıldığını tespit ettiklerini ancak dua metninin kökeninin birkaç bin yıl öncesine ait olabileceğini belirtmektedir. Irak, Filistin ve Harran Sabilerinin İbrahim peygamberden önce yani M.Ö. 2.000’lerden önce “La ilahe illallah (Allah’tan başka tanrı yoktur.)” dedikleri tespit edilmiştir. Zerdüştlerinde İsa peygamberden en az 600 yıl İran’lı tarihçilere bakılırsa 16.000 yıl önce “Ahura Mazda’dan başka tanrı yoktur” dedikleri yazılmaktadır. Kuzah; Gök kuşağından yayı ile vuran sonra da bulutların üstüne asan eski bir Arap yıldırım tanrısıdır. Gök kuşağı anlamına gelen “Kaus Kuzah- Kuzah’ın yayı” bileşik kelimesiyle karşılaşıyoruz. Hatta Kuzah, Mekke’de kutsal topraklarda hac yapılan yerde ateş yakılan bir yerin adıdır. İslami bilgilerde bu tanrı hakkında yeteri kadar mantıklı bilgi yoktur. Bulutlardan gözleyen “şeytan” olarak da tanımlanmıştır. Gök kuşağı Allah’ın, Allah’ın peygamberinin, cennetin, bulutların yayıdır, cennetin işareti vs.vs. olduğundan kelime Allah ile ilişkisini kaybetmektedir. Ka’hil (Aştar Şarika); Arap krallığının merkezi Kâhta’nın Karyat-ül Fav’ın Dü Semavi tarafından asimile edilmiş milli tanrısıydı. Güney Arabistan’da, aksine Karya’daki Arap metinlerinde Aştar Şarika adıyla tapınılan bir Sabii tanrısıydı. Arap tanrıları genellikle Öküz başlı, yılan, yıldırım ve nadiren de insan şekilleriyle temsil edilmişlerdir. Melekbel: Palmira’d a (Şam’ın 215.km. kuzey doğusunda bulunan Arapların Tadmur adını verdiği şehir)”Ba’al’ın Mesihi” adıyla bilinen güneş tanrısıydı. Mesih veya Tanrının meleği de denir. Başının arkasında yuvarlak güneş veya ay halesi bazen de Hilal halesi ile resmedildiği tespit edilmiştir. Hıristiyanların Hz. İsa’yı başında “güneş halesi” ile resmetmelerinin kökeni budur. Menaf : (Arapça) Mekke kutsal alanında tapınılan, Kureyş kabile tanrısıdır. Hakkında başka tarihsel bilgi yoktur, Kureyş kabilesinde sık rastlanan Abdulmenaf ismi ona adak olarak konulurdu. Arap kadınları onun heykelini okşarlardı ancak, aybaşı dönemlerinde ona el sürmelerine izin vermezlerdi. Halen ülkemizde dâhil “Abdulmenaf-Menaf’ın Kölesi” adının kullanılması yaygındır. Mot (Ugarit- Ölüm); Ugarit tabletlerinde adı “ölüm” anlamına gelir. “El’in oğlu, ölümün tanrısı, kıtlık, kuraklığın ve yer altının tanrısı” adıyla kişileştirilmiştir. İnsan ve tanrıları da yiyebilen bir tanrıdır. Ba’al’i de yemeye geldiğinde Ba’al buzağı şekline girer ve yam onu afiyetle yer. Nasr (Akbaba); Akbaba veya Kartal başlı olduğuna inanılır. Yezid inancında tanrının ilk altı günde yarattığı meleklerden Cuma günü yarattığı Şemnail adlı melektir. Mushaf-ı Reş’te geçen diğer adı da Nasır-ed-din’dir, Nasreddin olarak kullanılır. Kuran’da Nuh zamanından beri tapınıldığı geçmekteyse de Sabiilerin Nasr adlı tanrıları vardır. Nuh Suresi 23 – Dediler ki: “Sakın tanrılarınızı bırakmayın, ne Vedd’i, ne Suva’ı ve ne de Yeğus’u, Yeûk’u ve Nesr’i.” Yemen’de Sebe toprakları denen bölgede Belha adlı yerde tapınağı vardı. Himyer kavminin bazı kabilelerinin ona taptığı bilinmektedir. Zu Ru-ayn kabilesinin tanrısıydı. Nuh/23 ayetinde diğer Nuh kavmi tanrıları ile birlikte anılır. İnsan şeklinde betimlenen totemi vardı. Sümerli’lerden bölgeye gelen inanca ait bir tanrı olması kuvvetle muhtemeldir. İslam kaynaklarında atalar kültü ile birlikte ortaya çıktığı belirtilmektedir, bazı tefsirlerde Adem’in çocuklarından birisi olarak adlandırılmaktadır. Mekke bölge halkınında taptığı bir tanrıdır, muhtemelen Mekke kutsal alanında bir totemi vardı. Sümer’in Atra Hasis, Babil’in Ziusudra’sı tufan’dan insanları kurtaran ve göklerde suların başı olarak anılan, muhtemelen Irmak Takımyıldızı ile Şira Yıldızı bölgesine tanrı olarak atanan tanrıdır. Sabiiler ondan ürediklerine inanırlar. Nuha (NHY=AKIL); Kuzey Arabistan Arap kabilelerince Güneş Tanrıçası olarak ibadet edildi. Ruda ve Atarşemayin ile birlikte “üçlü tanrıları teslisini” oluşturdu. Asur krallarının yıllıklarında “güneşin yükselmesi” anlamında Nuha’dan bahsedildi. Güneş ve özel bir akıl ile ilişkilendirilmiştir. Dierk Lange, İsmail soyu Kuzey Arabistan Araplarının ataları olan Kedarların ve kuzey Arap federasyonlarından Yumuil’lerin “üçlü tanrılar meclisini” oluşturduğunu yazmıştır. Necd bölgesi Araplarında Nuha, güneş tanrıçasından ve ötekilerinden bir hediye anlamına da gelmektedir. İ.Ö.9.ve 4.yy.lar arasında Hadramevt, Kataban, Main ve Awsan’da Güney Arabistan halkları arasında da tapınılmıştır. Buralarda Venüs’ü temsilen Astarte, Güneşi temsilen Yam, Ay’ı temsilen Wadd, Amm, Sin’in değişik adlarından olan tanrılarla eşleştirilmiştir. Nergal (Arami),Nergal (Tiberya), Nirgal (İbr.),Nirgali;Tell İbrahim’in tepelerinde
Kütah’ta bir kültün baş koltuğundaki Babil tanrılarından birinin adıdır. Yahudi Tevratında Krallar Bölümü II.Blm;17:30’da Nergal adıyla Enlil ve Ninlil’in oğlu olarak geçmektedir. Sadece güneşin belirli bir evresinde Samaş’ın bir parçası olarak, güneş tanrısının parçası şeklinde görünür. İlahi ve mitlerde Nergal savaş, salgın hastalıkların tanrısı ve Mezopotamya’nın güneş döngüsü içinde öğle vaktini, gündönümü vaktini de temsil etmektedir.
Diğer yandan yeraltı dünyasında oturan (Aralu veya İrkalla olarak da bilinen ölüler ülkesindeki bir mağarada olduğu sanılır) özel tanrılar panteonunun başında durur. Kendi başına idare eden Aralu’nun eşi, yalnız hanımefendisi, bir kez de Allatu (El Lat-ü-Allatü) yani yer altı tanrıçası Ereşkigal ile de eşleştirilmiştir. Bazı metinlerde Ninazu, Nergal ile Allatu-Erşkigal’in oğludur. Aslında Nergal’in eşi Laz’dır. Değişmeyen ikonografide bir aslan gibidir, sınır taşlarında bir aslanın başına konulmuş bir gürz ile tasvir edilir. Mars ile eşleştirilmiştir. Adının açılımı üç parçalıdır. “Ne-uru-gal-Büyük ikametin tanrısı” onun yeraltındaki tanrılar arasındaki konumunu ifade etmektedir. Yunan mitolojisine Heracles- Herkül ve savaş tanrısı Mars olarak geçmiştir. Hititlilerde Aplu adıyla bilinir. Akadlılar ona Aplu Enlil (Enlil’İn oğlu) diyorlardı. Şippuliliuma dönemindeki “veba yıllarında”, Mısırdan yayılan salgın veba hastalığını çıkaran tanrı olduğuna inanılır. Demonolojide, ateş tanrısı, çöl tanrısı olmanın yanında güneşin olumsuz etkilerinin yer aldığı yer altı tanrılığında ve hatta Yahudilik ve Hıristiyanlık dinlerinin birisinde bir tanrı olarak Nergal demon adlı bir cin olarak hatta şeytan olarak da anılmıştır. İslam inancına kabirde ilk sorguyu yapacak olan bir dudağı yerde diğeri gökte olan elinde gürzüyle günahı yüzünden insanı tuz-buz eden sonra yoğurup tekrar insan yaptıktan sonra öteki günahları için aynı işlemi sürdüren siyahi meleği andırmaktadır. Orotalt, Alilat, El Lat; İ.Ö, 5.yy.da yaşamış Grek tarihçi Herodot’a göre Orotalt, Dionysus (Diyonisus) ile aynı kişiliktedir. Tapınaklarda başının etrafını traş eden (Hac’da yapılır) veya Diyonisus gibi yuvarlak kestiğini söyledikleri Cennetin Afrodit’i veya Diyonisus dışında başka tanrıya inanmazlar. Diyonisus’a Orotalat, Afrodit’e Alilat derler.” Orotalt, Ürdün ve Kenan’da oturan Nebati Araplarınca da, Kuzey Arabistan Araplarınca da Dü Şara- Düsares (Dağların tanrısı) adlarıyla da tapınıldı. Rub; Güney Arabistan tanrılarındandır. Aştar’ın annesi”, “Tanrıçaların annesi”,”LL’in Kızları” sıfatlarıyla bilinir. Ruda, Arsu, Reşef (Talip, İstekli);Kuzey Arabistan Araplarınca tapınılan tanrıların en önemlilerinin başında geliyordu. Etimolojik yani isim bilimi açısından anlamı “Talip, İstekli” demekti. Koruyucu tanrılar arasında yer alırdı. İ.Ö.681-669 arasında Asur imparatoru olan Eşaraddon’un yıllıklarında Ruda adına rastlanılmıştır. Arap tanrıları arasından, aslından İngilizce ’ye Akadça’dan “Ru-ül-da-a-a-ü” den çevrilmiştir. M.Ö.3000’lerden kalma koruyucu tanrıya ibadet kültüne ait Suriye tanrısı Reşef’in çifti olan Arsu/Ruda, sonraki Arami metinlerinde ve Palmiralılar arasında Arsu olarak bilinirdi. Dierk Lange, İsmail soyu Arap kabilelerinden olan Kedar kabilesi ile akraba olan kabilelerinin ve Yumuil federasyonunun ibadet ettiği “üçlü tanrıların” bir parçasını oluşturduğunu yazar. Lange’a göre Atarşemayin Venüs ile Nuha Güneş ile Ruda da Ay ile ilişkilendirilmişti. Ruda ile ilgili Necd Araplarının bazı metinlerinden “Ruda ile miyiz?” ve “Ruda ile ağlıyor muyuz?” adlarında ilahi metinlerine rastlanılmıştır. Sa’d :Eski bir Arap tanrısı olduğundan şüphe yoktur. Kâbe’de bulunan 360 putun önde gelenlerinden birinin adıydı. Hicaz Bölgesinde İslam Öncesi Kurban ve Kâbe Putları; üçyüz altmış kadar dikilmiş taşlardı. “Derler k i, üçyüzü Huzâa’da idi…”. Cidde kıyısında tapınağı ve içinde uzun bir kaya olan totemi vardı, (bu tip totemlerin erken dönemde kurbanların kesildiği sunak taşı olarak kullanıldıkları bilinmektedir, Kabe’deki ‘’makamı İbrahim’’ denilen taşta bu şekilde kullanılmıştır
erken dönemde) Kinane boylarından Malik ve Milkan aşiretlerinin tanrısıydı. Mekke bölge halkının da taptığı bir tanrıdır, muhtemelen Mekke kutsal alanında bir totemi vardı.
Ayrıca Sa’d, Irak’ın Keldani Araplarının tanrılarından olan, kâinatın dört bucağında oturan ve insanları koruyan melek-cinlerin en başında gelen -Sad-Alap ya da Kirub adlarıyla anılır, İnsan yüzlü bir boğa şeklinde temsil edilirdi. Arap astronomisinde Pegasus, Aquarıus- Kova, Capricorn- Oğlak takımyıldızları iyi şans getiren burçlardır. Bu da Sa’d’ın ne anlama geldiğini açıklamaktadır. Yahudi melezi Hicaz Araplarında “tanrı adı” kullanmak diğer kavimlerde olduğu gibi yaygındı. Sokrates İran’dan gelen Sufi dervişlerden etkilenerek Grek tanrılarının en büyüğüne tapınmayı seçmiştir. Tek tanrıcılığı yaymıştır. Ispartalılarla yapılan savaşta Atina’lı Grekler yenilince diğer tanrıların desteklerinin Sokratesin tek tanrıcılığı yüzünden gelmediğini iddia ederek onu “Ateist- Atheos- Tanrıları inkâr eden” olmakla suçlayıp idama mahkûm etmişlerdir. Sin,Nanna (Sümer Şeş-ki, Nannar)-Suin; Mezopotamya mitolojisinde Ay tanrısıdır. Sümer tanrısı Enlil ile Ninlil’in oğlu olan Nanna Semitik Araplarda Sin olarak anılmıştır. Kuzeyde Harran’da, Mezopotamya’nın güneyinde Ur’da İ.Ö.2100’lere ait bir silindir mühürde Nanna-Sin’e oturarak ibadet eden iki başkan yüksek rahip resmedilmiştir. Nanna’nın gerçek anlamı henüz çözülememiştir. Ur ve Uruk’ta bulunan bir heceleme metninde LAK-NA ifadesine rastlanılmış, “NA”nın sesi tamamlamak için kullanılan bir ek olduğu sanılmıştır. “LAK- UNUG- URİM- Kİ” ulamalarından LAK (Nanna), UNUG(İkamet), Lak (erkek kardeş anlamında düşen tonda söylenir.) SES sesli okunuşta NA-AN-NA olarak söylenir. Teknik terimde “hilal ay” demektir ve tanrı Dü Şakar’ı işaret eder. Ondan sonraki heceleme NANNA şeklindedir. Bu çözümlemeden yola çıkarak “LAK-UNUG-URİM-Kİ” kelime dizisini “Erkek kardeş Nanna’nın Evi” olarak çevirebiliriz. Semitiklerin tanrısı Su’en/Sin Sümer’in NANNA’sından farklı olsa da Akad imparatorluğu döneminde ortaya çıkan ayırımcılık dönemlerinde bu şekilde tanımlanmıştır. Asur dilindeki “NANNA-ar Suen” kelimelerinin Akadça okunuşu “na-an-na-ru” nur ve ay tanrısının lakabı olan “ilahi ışıkla aydınlatan-nur ve lamba” ile eş anlamlıdır. Asur’un ay tanrısının adı çoğunlukla EN-ZU (Anzu/Anka/Tavus-Şeytan)olarak okunur ve numarası da “30” otuz’dur. En-zu veya An-zu Everenin yaratılışında var olan ve bütün mitolojilerde bulunan “Zümrüt-ü Anka kuşu” olarak bilinen kuşun da adıdır. Sümer tanrılarının bu kuşlar savaşları da kil tabletlerde resmedilmiştir. En-zu,”Aklın Tanrısı” demektir. İ.Ö.2600-2400’lerde Fırat vadisinin geniş alanlarında Sin tanrılar panteonunun enbaşında yer almıştır. Bu panteonda Sin’e “tanrıların babası”, “tanrıların başı”, “bütün şeylerin yaratıcısı” adlarıyla anılmıştır. Akıl, yıldızbiliminden yıldız falcılığına kadar her şeyde ay tanrısı ile kişileştirilmiş, ayın evrelerinin gözlenmesinde de kullanılmıştır. Sin’in eşi, Utu/Samaş’ı (Güneş) ve İnanna /İştar’ı (Venüs) doğuran Ningal (Büyük hanım)’dı. “Teslis (üçleme” meyli yüzünden evrenin kurulması Sin/Nanna ve çocuklarından ibaretti. Sin’in lapis lazuliden sakalı vardı ve kanatlı bir boğaya biniyordu. Üç ayaklı lamba kaidesinde hilal ay boyunca uzanan boğa, babası Enlil’inde (cennetin boğası) olduğu gibi remzlerinden birisiydi. Önemli bir Sümer metninde (Enlil ve Ninlil) çocuklarına Enlil ve Ninlil’in düşüşlerini anlatırken Ninlil’in yeraltında Nanna/Suen’e hamile kaldığını anlatırlar. Orada Nanna/Suen’e üç şart koşulur. Aynen İnanna ’nın düşüşünde olduğu gibi. Nanna’nın en büyük tapınağı Ur’dadır ve adı da “E-giş-şir-gal”dir ve “Büyük ışığın evi” demektir. Sin’in Harran’da da bir tapınağı vardır ve adı da “E-kul-kul-Zevklerin evi’dir”. Ay tanrısı kültü buralardan Babil’in, Asur’un geniş şehirlerine yayıldığına dair tapınaklar bulunmuştur. İL=TANRI YA=EY, SELAM SİN=Sümer, Babil, Asur’un, Harran Sabilerinin Ay tanrısı. İLYASİN=EY TANRI SİN; SELAM TANRI SİN; TANRI SİN’E SELAM Görüldüğü gibi Yahudi peygamberi İlyas’ın adının da “Sin’e selam” olarak adanmış bir evladı ifade eden bir ad olduğunu görüyoruz. “İlyas, İdris Aleyhisselâm olduğu hakkında bir rivayet varsa da İsrailoğulları peygamberlerinden olması daha tercih edilir. Harun a.s soyundan olduğu nakledilmiş ve “İlyas b. Yasin b. Firhas b. Azzar b. Harun” denilmiştir. Harran Sabiileri Ay tanrısı Sin’e, aya, güneşe ve yıldızlara taparlardı. Hepsinin ortak yıldızları da ŞİRA yani, Şirayı Yemani/ SÜREYYA/ PLEİADES/ SİRİUS ile Procyon/ Şirayı Gumeyşa takımyıldızlarıdır. Sümer’de “EŞARA”, Babil, Asur’da ve Kuran Necm /53:49) ŞİRA, Grek Canis Mayor ve Canis Minor takımyıldızlarıdır. Aralarındaki tek fark, Pers Mecusileri, Mısırlılar, Grekler ve Romalılar “Güneş’i” baş tanrı olarak öne çıkarırlarken, Sabiiler ile Yahudi melezi Hicaz Arapları “Ay”ı öne çıkarmaktadırlar. İslam öncesi Hicaz melez Arapları sabah ve akşam namazı kılarlardı ama Harran Sabiileri günde yedi vakit namaz kılarlardı. Hz. Muhammed’in de peygamberlik gelmeden önceki lakabı da, Namaz kıldığı için ve Sabiilerle arası iyi olduğundan “Sabii Muhammed” dir. Sabiler, Yemen’de yaşayan, Tevrat’ta Hz. Süleyman ile adı geçen Saba Kraliçesinin ülkesinde yaşayan Araplardır. Şems (Arp), Samaş-Samas (Akadça) Sümer’in Utu Samaş’ına denk gelen Babil, Asur’un “Adalet ve Güneş Tanrısıdır” Şems adının “Utu Şamaş” ‘ın adından türetildiği açıktır. Sümer’de tanrı ve insanların cezalandırılmak için gönderildikleri yerin adı “Kur” dur. Sabiilerin lisanı olan Arami dilinde de “Dina/ Din” Arapçaya “Din” olarak geçmiştir ve “Hesap, ceza” anlamındadır. Fatiha Suresinin tefsirinde “An/ “A’an” kelimesinin de Arap dilinde “Kızgın” anlamına geldiğini yazmaktadır. İbranice,”Şemeş” ve Arapça “Şems” adlarıyla bilinir. Güneş tanrısına bağlı bir güç olarak da görülen ay tanrısı, muhtemelen Şamas ile ilişkilendirilerek onun yerine konulmuş Sin’in tanrılar listesine girmesiyle Ay tanrısı Nannar’ın (Sin’in öteki adı) çocuğu olarak tayin edilmiştir. Güneş anlamına gelen, Babil, Asur ve Akad anıtlarında Mezopotamya’nın yerel güneş tanrısıdır. Babil ve Asur’da Sümer’in Utu’suna karşılık gelen adalet tanrısıydı. Samaş, Akadça Samas, İbranice Semes Arapça’da Şems adıyla bilinmektedir. Her iki kültürün erken ve geç dönem metinlerinde Nannar’ın soyu olarak kabul edilmektedir. Örnek olarak tanrılar panteonunun sıralamasında Ay tanrısı Sin Samaşın önünde yer alırdı, güneş tanrısı ay tanrısına bağımlı bir tanrı olarak görünürdü. Medeniyet sürecinin evrelerinde göçebe toplumların falcılık hesaplarından yerleşik toplumların tarım işlerinin yürütülmesinde kullanılan ay takvimine kadar yerlerde güneş tanrısı Ay tanrısından sonra gelirdi. Önemi ise tarım toplumlarının gelişmesinden sonra ortaya çıktı. Günümüzün çağdaş şehri olan Senkerah (Larsa)’da ve Babil’in iki merkezi olan Abu Hebba tepeleriyle Sippar güneşe tapınma merkezleriydi. İki merkezde de E-Barra veya E-babbara (parlayan ev) adıyla doğrudan güneş tanrısına hitap eden tapınaklar vardı. Samaş adına Ninova, Nippur, Mari, Ur ve Babil gibi geniş merkezlerde bulunan tapınakların en büyüğünün ikisi Sippara’daydı. İleriki dönemlerde yerel olarak çıkan küçük güneş tanrıları yüzünden adı gölgelendi. Eşi savaş arabası sürücüsü Atgi-mah olan Bunene’nin Kettu (adalet) ve Meşaru (hak) Samaş’ın yardımcıları olarak adlandırıldılar. Diğer yandan büyük şehir merkezlerinde Ninurta ve Nergal koruyucu tanrılardı. Ninurta sabahın ve baharın güneş tanrısı, Nergalise öğle vaktinin ve gündönümün (21. Haziran ve 21 Eylül) güneş tanrısıydı. Ayırımcılığın uyandığı dönemlerde Samaş tek güneş tanrısı olarak kabul gördü. Nannar/ Sin ve İştar ile birlikte Samaş, Anu, Enlil, Ea teslisinin yerini aldı. Sin, Samaş ve İştar’dan oluşan üçlü güç tabiatın üç kuvveti Güneş, Ay, ve yaşama kuvveti veren Dünya olarak genel saygı gördü. İleriki dönemlerde İştar ’ın yerine Sin ve Samaş ile ilişkilendirilen fırtına ve yıldırım tanrısı Adad’ın geldiğini görmekteyiz. Samaş’ın adının geçtiği bir başka yer de Gılgamış destanıdır. Gılgamış ile Enkidu Humbaba’yı öldürmek için yola çıktıklarında, güvenle yola devam etmelerini sağlamak için her sabah doğan Samaş’a dua ederek onun şerefine kadeh kaldırırlar. Gılgamış Samaş’tan rüyasında bilgiler alır ve Enkidu da onları yorumlar böylece Humbaba ile savaşlarında galip gelirler. Samaş yaptığı iyilikle Gılgamış’ın Humbaba canavarını yenmesini sağlar. Yasa, Adalet ve Günahlardan Kurtarma Tanrısı; Bir başka atıf ta Samaş’ın adalet tanrısı olduğuna yapılmıştır. Güneşin karanlıkları dağıtması gibi Samaş yanlışı ve adaletsizliği aydınlatır. Hammurabi adalet kavramını vücuda getirirken Samaş’tan esinlenerek gizleri sırlara eski Sümer metinlerindeki yazıları, yönetmelikleri kanunları çözdüğünü belirtir. Hammurabi’den asırlar önce, Ur hanedanından Ur-Engur (İ.Ö.2600) Samaş’ın adalet yasalarına göre kararlarını verdiğini belirtir. Suwa (Süva); Nuh peygamber’den Hz. Muhammed dönemine kadar Arapların taptığı, Kuran Nuh.23. Ayette sayılan Arap tanrılarındandır. Nuh tufanı sonrası zamanlardan beri “kadınşeklinde” olduğu söylenir. Yeük ile birlikte tapınıldığından orada da ortak yönleri geçmektedir. Ruhat’ta Huzeyl kabilesine ait bir tanrıdır, Kinane kabilelerinin bir kısmı da ona tapardı. Hac ve diğer benzer dinsel ritüellerin uygulandığı bilinmektedir. Nuh/23 ayetinde diğer Nuh kavmi tanrıları ile birlikte anılır. İnsan şeklinde betimlenen totemi bir platform üzerinde durmaktaydı. Sümerlilerden bölgeye gelen inanca ait bir tanrı olması kuvvetle muhtemeldir. İslam kaynaklarında atalar kültü ile birlikte ortaya çıktığı belirtilmektedir, bazı tefsirlerde Adem’in çocuklarından birisi olarak adlandırılmaktadır. Mekke bölge halkının da taptığı bir tanrıdır, muhtemelen Mekke kutsal alanında bir totemi vardı. Sirüs yıldızı da bu “on yıldızlık” takımyıldızın en büyük güneşidir. At Süreyya-Kelb-i ekber-Büyük Köpek, Şirayı Yemani, Pleiades, Ülker Burcu- Sirius)
Eski mısırda Sirius’un hareketlerine göre tarım faaliyetlerinin düzenlendiğini hatırladığımızda Arapların, Sirius- Süreyya takımyıldızını kutsal saymaları boşuna değildir. Araplar Süreyya takımyıldızının (Büyük köpek takımyıldızı- Kelb-i Ekber.) yağmurları yağdıran, bereketi veren yıldız olduğuna inanırlardı. Araplar Süreyya takımyıldızına “En Necm” de derlerdi. Bu nedenle kişi adlarında “Abd Necm- Necm’in kulu, kölesi”, “Abd at Süreyya- Süreyya’nın kölesi” şeklinde tanrı adı olarak kullanırlardı.
Kuran Necm Suresi 49. Ayeti “ O Şira yıldızının rabbidir” derken, Şira en parlak yıldızı Şirayı Yemani- Süreyya- Sirius ve en parlak yıldızı Şirayı Şami olan Küçük köpek ( Kelb-i Askar-Küçük Köpek) takımyıldızından oluşan iki takımyıldızın adı olması yüzünden iki takımyıldızın da Allah’ın yıldızları olduğunu söyler. Süreyya, “Sarva” kelimesinin azaltılmış biçimi olup “Çoklukta varlık” anlamına gelmektedir. Yıldızın şafakla birlikte doğuşunda getirdiği bol yağmurları bereketini ifade etmek için “Sarvâ” denilirdi. Çok eski dönemlerden bu yana Süreyya yıldız kümesinin hava üzerindeki etkisine abartılı bir biçimde önem verilmiştir. Arapların Şirayı Gumeyşa (Sulu Gözlü Şira” adıyla andıkları “iki” yıldız’dan oluşan bu takımyıldız ile “on yıldızlık” Büyük Köpek takımyıldızını hesapladığımızda her ikisinin yıldız sayıları “12″ ye ulaşır. Bu da bize bütün dinlerde ve mitolojilerdeki “12″ sayısının sırrını verir. Ayrıca “Hilal-Yıldız” sembolü de muhtemelen bu takımyıldızı temsil etmektedir. Büyük köpek takımyıldızındaki on yıldızın da “bir güneş bir ay” şeklinde “çift” dizilişli olmaları bana göre, “Hilal- yıldız” kavramının kaynağıdır. Lam-ı ahidle beraber şeklinde özellikle Süreyya yani Ülker yıldızına isim olarak verilmiştir ki bu, “esma-i gâlibe” (Galip Ad demektir) kabilinden bir isimlendirmedir. Ülker yıldızı, gökte üzüm salkımı gibi görünür ve ayın menzillerinden üçüncüsü sayılır. Araplar darb-ı mesel olarak “Ülker akşam vakti doğarsa, çoban örtü ister.” derler. Çünkü o zaman güneş, Ülker’in karşısında Akreb’den önce bulunduğundan, güneşin batması ile hemen doğuverir. Bir hadiste de denilmiştir ki, “Ülker sabahleyin doğarsa âfet (belâ, musibet) kalkar.” anlamındadır. Sûddî demiştir ki: “Hîmyer ve Huzâa kabileleri ona taparlardı. Alûsî’nin tefsirine kaydettiğine göre başkaları da bu hususta şöyle demişlerdir: “Onu ilk evvel tanrı edinen Ebu Kebşe olmuştu.” Bu zat, Huzâa, kabilesinden biri, ya da reisleri olup ismi Vahz b. Gâlib idi. Araplar ’da Şi’râya hürmet eden ve dünyada onun tesirine inanırlar bulunduğu ve doğuşu esnasında gayba dair sözler söyledikleri cihetle burada özellikle Şi’râ’ya izafetle “Rabbü’ş-Şi’râ” buyurularak Şi’râ’nın Rab (terbiye eden) olduğunu söylerlerdi. Ma’in’deki doğuran kadınların veya ölmek üzere olan insanların korunmaları için konuldukları etrafı sütunlarla büyük çevrili geniş bahçenin ortasına tapınak inşa edilmiş yüksek tepeler üzerine kurulu ibadethanelerde “iyileştirici, şifa verici” olarak Sabii kabileler birliğince kutsal olan“Sum’ay’ın da koruyucusuydu. Wadd (Ar); Ma’in’deki milli tanrı Wadd (aşk) muhtemelen kuzey Arabistan’daki ay tanrısıydı Başının arkasında “Hilal ay” veya “Venüs diski” bulunan, sihirli formülü “Wd’b=Wadd babamdır” olan yazısı amuletlere ve binalara yazılan tanrıdır. Mina’da, LLUMQUH-İllumkuh, Amm ve Sin ile birlikte tapınılan aşk ve dostluk tanrısı. Wadd için yılanlar kutsal hayvanlardı. Nuh-71/23de de geçmektedir. Gerek adı gerek yılanla ilişkil olması açısından, Mısır’ın kanatlı yılan tanrısı Wadjet’ten de türemiş olabilir. Waad için yılanların kutsal olduğuna inanılırdı. Dediler ki: “Sakın tanrılarınızı bırakmayın, ne Vedd’i, ne Suva’ı ve ne de Yeğus’u, Yeûk’u ve Nesr’i.” Mitolojik Nuh kavmininde taptığına inanılan ve Arap mitolojisinde Amr b.Luhay’ın Cidde sahilinde bulup Tihame’ye getirdiği söylenen tanrılardan birisidir. Nuh/23 ayetinde diğer Nuh kavmi tanrıları ile birlikte anılır. İnsan şeklinde betimlenen toteminde savaş aletleri ile gösterilmiştir. Sümerlilerden bölgeye gelen inanca ait bir savaş tanrısı olması kuvvetle muhtemeldir. İslam kaynaklarında atalar kültü ile birlikte ortaya çıktığı belirtilmektedir, bazı tefsirlerde Adem’in çocuklarından birisi olarak adlandırılmaktadır. Vedd bölgede bir yer adı olduğu gibi aynı zamanda tanrı adıdır da, Kureyş’in ona Edd dediği rivayet edilmektedir. Mekke bölge halkının da taptığı bir tanrıdır, muhtemelen Mekke kutsal alanında bir totemi vardı. Yam (İbr.Deniz); Denizlerde felaketlere sebep olan fırtına tanrısı. Yaribol= Melekbel Yauk– Ye’ük (Koruyucu): Nuh suresi 23.ayette geçen Nuh peygamberden Muhammed zamanına kadar tapınıldığı belirtilen Yezid Arap tanrısıdır. Yeük Süva ile birlikte “At Şeklinde Tanrı” olarak Yemen’de tapınılmıştır, kültü başka yerlere götürülmemiştir. Bronz heykelleri ve heykelcikleri eski mezar lahitlerinde bulunmuştur. Ne Yeük’ün ne de Süva’nın adları özel adlarda ortaya çıkmamaktadır. Nuh’tan Kuran’a kadar geçen zaman içinde tarih sıraları arasında karışıklıklar vardır. Mekke yakınlarında (iki gecelik mesafede) Hayavan denilen köyde bulunmaktaydı. Hemdan ve Havlan kabilelerinin taptığı bir tanrıdır. Himyer hakimiyeti sırasında söz konusu kabileler Musevi din inancına geçince bölgede tapınılmaktan vaz geçildi. Nuh/23 ayetinde diğer Nuh kavmi tanrıları ile birlikte anılır. İnsan şeklinde betimlenen totemi vardı. Sümerlilerden bölgeye gelen inanca ait bir tanrı olması kuvvetle muhtemeldir. İslam kaynaklarında atalar kültü ile birlikte ortaya çıktığı belirtilmektedir, bazı tefsirlerde Adem’in çocuklarından birisi olarak adlandırılmaktadır. Mekke bölge halkının da taptığı bir tanrıdır, muhtemelen Mekke kutsal alanında bir totemi vardı. Yehüs-Yegüs (Yardımcı) : Aslan şekilli tanrıdır. Nuh Suresi 23.ayette geçen Yezid Arap tanrısıdır. Bu ayetten adının “yardımcı” anlamına geldiği anlaşılır. Nuh zamanından beri tapınılan tanrılardandır. Eski çağlara ait herhangi bir izine rastlanılmamışsa da yakın dönemlere ait Yemen’de ve ön kuzeydoğu Arabistan’ın çeşitli yerlerinde Tahilip kabilesince bile “Abd Yegüs” adıyla tapınıldığına tanık olunmuştur. Yemen’de Ekmet tepesinde tapınağı olan, Müzhiç kabilesinin tanrısı ve birkaç kabilenin de hac mevsiminde ibadet ettiği tanrısıydı. Nuh/23 ayetinde diğer Nuh kavmi tanrıları ile birlikte anılır. İnsan şeklinde betimlenen totemi vardı. Sümerlilerden bölgeye gelen inanca ait bir tanrı olması kuvvetle muhtemeldir. İslam kaynaklarında atalar kültü ile birlikte ortaya çıktığı belirtilmektedir, bazı tefsirlerde Adem’in çocuklarından birisi olarak adlandırılmaktadır. Mekke bölge halkının da taptığı bir tanrıdır, muhtemelen Mekke kutsal alanında bir totemi vardı. Zilhicce Halasa : Görevi belirsiz bir güney Arabistan tanrısıdır. Beyaz bir taş şeklinde ona saygı duyuldu. Arap Dinlerinde Olağanüstü Varlıklar RUHLAR “Merid: Büyük güçleri olan en güçlü cin olduğuna inanılırdı. Hatta çok da gururluydular. Her cin gibi serbest arzuları olsa da zor ev-tarım işlerini yapmaya zorlanabiliyorlardı. Ölüler için büyük dilekleri yerine getirebilme yetenekleri vardı ancak, bazı ayinlerle gönüllerinin alınmaları, abartılmaları veya bir yere hapsedilmeleri gerekmekteydi. İfrit: Bütün kurnazlıklarına ve güçlerine rağmen şeytanların ve meleklerin aşağısında kabul edilen cehennem sınıfında değerlendiriliyorlardı. Bir ifrit ateşten kocaman kanatlarıyla tarif edilir, yer altında veya harabelerde yaşardı. Erkek veya dişi olabiliyorlardı. Çöllerde krallarının idaresi altında kabileler, boylar şeklinde yaşadıklarına inanılırdı. Kendi aralarında veya insanlarla evlenirlerdi. Sıradan silahların onlar üzerinde hiçbir etkisi olmamasına rağmen büyü yolu ile hapsedilebilip yakalanabilmekte, köleleştirilebilmektedirler. Tanrıya inananları ve inanmayanları olabileceği gibi kötü huylu ve ahlaksız olarak tasvir edilmişlerdir. Zatu’enmat: Mekke kutsal alanının (Harem) girişinde olan yeşil büyük bir ağaçtır, tanrı olarak değil de kutsal alanda yer alan bir kutsal obje olarak kutsanması ve saygı gösteriliyor olması muhtemeldir, benzerlerine erken dönemden kalma dinler olarak bölgede sık rastlanır. Harem’de silah bulundurulmadığı için hac ve diğer dinsel ritüeller için Mekke’ye gelenler silahlarını ve elbiselerini bu ağaca asarlardı, yanında kurban kesme vb. dinsel ritüeller uygulanırdı. CİNLER; CİN (Arapça Cann, Hintçe Jain (Caynn), ) =İyi veya kötü dilekleri yerine getirebilme güçleri olduğuna inanılırdı. Kötü cinlerin insanı yoldan çıkardığına inanılırdı. İslam öncesi Araplar çöl cinlerine ve şeytanlarına, yıldızlara da taparlardı. Büyü bağ, efsun ve yıldız ilmi denilen fal, kehanetlere önem verirlerdi. Harflere anlamlar yüklerlerdi. Yahudilerin Kabalası ile Arapların Ebced hesapları bundan doğmuştur. Kuzey Hindistan bölgesinde de Jainistler (Canncılar-Cinciler) olarak bilinen cinlere tapan kavimler halen vardır. İran Mecüsiliğinde ve Mitra dinlerinde bunun etkileri görülmektedir. Güney Asya Türkleri olan Türkmenler, Oğuzlar, Uygurlar, Tacikler arasında da bu kültürün etkileri vardır. Bu cinlerin ayakları dibinde secde edip ibadet edenler Diyagambara erkeği ve kadınıdır. Bunlar namaz kılarlar, hac, tavaf, tespih, İslam’daki her şey bunlarda vardır. İslam’dan yaklaşık dört bin yıl öncesine uzanır. Cin erkekleri ve kadınları, Yaklaşık dört bin yıldır örtünmeleri erkeklerde, Müslümanların Hac sırasında giydikleri “Hulle” denilen ikiye katlanır dikişsiz, kadınları da Müslümanlar gibi başlarını örten ama “dikişsiz cennet elbiseleri” giyerler. Hz. İsa’nın Kayıp 17 yılı; Bir Rus savaş muhabiri ve ajanı olan Nicolas Notovitch (1858-?) 1887 yılında Tibet-Hindistan’a giderek Hemis manastırında Budist rahipler olan Lamalardan eğitim aldığını ve Hz. İsa’nın Hindistan’da yaşadığını yazar. Yazarın iddiasına göre, Hz. İsa İsrail topraklarının Roma tarafından işgal edilmesini takip eden yıllarda “13” yaşındayken yanına bir eş (Kadın) alarak bir kervana katılarak yolculuğuna başlar… Hindistan’a Tibet’te bulunan Jaganath (Juggernaut), Rajagriha kutsal kentlerindeki Hemis manastırlarında Pali dili öğrenir ve “6” yıl kalarak eğitimini tamamlar. Hindistan’da o dönemde Kshatriyaslar (Savaşçılar Sınıfı), Sudraslar (emekçi, çiftçi köylü sınıfı) ve Brahminler (rahipler) sınıfları arasında meydana gelen sınıf çatışmalarını durdurmak için onlara bakmasına izin verilmeyen Vedalardan (Ramayana kitabının ayetleri) örnekler vererek vaazlar verir, önerilerde bulunur. 29 yaşında ülkesine geri dönerek vaazlarına başlar. Diğer yandan bu araştırma Araplarda yaygın olan çöl şeytan ve cinlerine tapınma kültünün Semitik kavimler olduklarını iddia eden Yahudi, Grek ve Semitik Araplar olarak bilinen Harran, Bağdat, Kuveyt, Bahreyn, Dakar, Necd, Hicaz ve Yemen Arapları ve bunların Kuzey Afrika ülkeleri sahil şehirlerinde oturan soydaşlarının asıl köklerinin Hintli Cancı- Cinci bu Kuşi (Kuş Kavmi) halk olduğunu da göstermektedir. Keldanilerce de insan ırkını koruyup himaye eden dört cin. 1-Sad-Alap ya da Kirub İnsan yüzlü bir boğa ile temsil edilirdi. 2-Lamaş veya Nigal İnsan kafalı bir aslan (sfenks) ile temsil edilirdi. 3-Ustar Tamamen insana benzerdi. 4-Nattig Kartal başı ile temsil edilirdi. Sümer’de Cinler; Kızı İnanna’nın ablası Ereşkigal tarafından “Yeraltına-Cehenneme” alındığını öğrenen Enki, kızını kurtarmak için Cinleri çağırır; Enki:“Gidin yeraltına hemen. Sinek gibi geçin kapılardan. Yeraltı kraliçesinin odasına girin…” emrini verse de yeraltında da cinler vardırlar ve yerine karşılık isterler ve İnanna’yı “yerine birini bırakmak şartıyla kurtarırlar; Cinler: “Yeraltından kimse çıkamaz. İnanna çıkmak isterse, yerine birini bırakmalı. Biz yemeyiz içmeyiz, hediye istemeyiz, çiftleşmeden zevk almayız, çocukları öpmeyiz…” Şeklinde kendilerini tanımlarlar. CANAVARLAR Nesnas: Yarım başlı, yarım vücutlu, tek kol, tek bacaklı çevik yarı insan yaratıklardı. İnsan şekilli Şik adlı bir şeytandan ürediklerine inanılırdı. Ğul: Çölde oturan değişken şekilli, en çok da sırtlan şeklinde görülen bir şeytandı. Dikkatsiz gezginleri çölde öldürüp yerdi. Önceden yenmiş yiyeceklerinin artıklarını, ölüleri, yer, kan içer, mezarları soyar, çocukları avlardı. Sonraki geleneklerde, mezar soyguncuları da “Ğul “ olarak adlandırılmışlardır. Bahamut: Fil veya hipopotam başıyla tasvir edilen yeryüzünü taşıyan balıktı. Greklerin Atlas’ı bundan esinlenilmiş olabilir. İslam Öncesi Kaynaklarda TAŞLAYARAK İBADETİN KÖKENİ Ürdün -Akabe (EY LAT) körfezi-Kızıldeniz’in kuzeyi ile-Lut Gölü arasında bulunan taştan oyma,’İ.Ö.600’lerde tahminen inşa edilmiş, İ.S.200’lere kadar da, Nebatilerin başkenti olmuş Petra şehri.Baş erkek tanrı Duşara, El Lat, El Uzza ve Menat adlı kızlarına tapınıldığı, ”taşlayarak ibadetin” (şeytan taşlama) yapıldığı bir yerdi. İ.Ö.190’da yaşamış, İskenderiye’li Kleement (Clement of Alexandria) bahsettiğine göre “Arapların tapınma taşı” vardı, Petra’daki Duşare tapınağındaki siyah bir taşı taşlıyorlardı. Gök savaşları sırasında yere düşen Allah’ın gözü olduğuna inanıldığı da söylenilir. İ:S.2.yy.’da, Maksimus Tirus,”Araplar ne olduğunu bilmediğim dört köşe bir taşa bağlılık gösteriyorlardı. Maksimus, siyah bir taşı içeren Kâbe’den bahsediyordu.” Bu siyah taş, bu gün Kâbe’nin doğu duvarında gömülü bulunmaktadır. Osmanlı zamanında altından olan muhafazası bu günü gümüştendir. Çünkü hacılar hatıra diye parçalar kopararak götürmektedirler. TEVHİD- ALLAH’IN BİRLİĞİ El Lah (Arapça), Allah, Elohim-Eloah (İbrnice.), Llu (Akad Gök Tanrısı), Elos (Fenike), İl (Kenan), Elah (Arami), İl-İlah (güney Arap), Aloha (Süryani), ; İslam “Tanrının Birliği” diğer adıyla Tevhid inancına sahip bir dindir. Müslümanlar bütünüyle “tektanrıcı” olup tanrının görüne bilirliği veya “insan, hayvan, put şeklinde ya da Hıristiyanların kabul ettikleri “teslis- üçleme- Kutsal ruh, Baba, Oğul vb.” şeklinde düşünülmesini, bu tanıma göre onun insani, hayvani şekli veya sıfatı olduğunun kabul edilerek ona ibadet edilmesini şiddetle ret ederler. Bu tanıma Tevhid (Birlik) denir. Tevhid inancına göre Allah, doğmamış, doğurulmamıştır. O koruyan, bağışlayan, merhamet edendir. Sıfatlarını tanımlayan Esma-ül Hüsna olarak da bilinen “99” doksan dokuz adı vardır. Her ne kadar Tevhid İslam’da varsa da her dinin ve tanrısının mitlere dayanan kökleri vardır. “ALLAH” kelimesinin ilk kez Kur’an’da geçmediğinin bulunması size şaşırtıcı gelmesin. Fahreddin Razi’nin yazdığına göre Allah sözcüğünün kökeni; Küfeli âlimlere göre İlah’tır. Basralılara göre ise Lah’tır. (Razi, tefsir, c.1,s.163) İlah’ın başına yüceltmek maksadıyla elif ile lam konmuş, el-ilah olmuş. El-ilah dile ağır geldiğinden İlah’taki hemze (i) kaldırılmış, ve bir araya gelen iki lam birbirinin içine geçirilmiş (idğam), böylece “Allah” sözcüğü meydana gelmiş. Basralılara göre ise lah’ın başına elif ve lam getirilmiş ve idğam sonucu Allah sözcüğü oluşmuş. İl, El ve Al kelimeleri, birçok dilde “tanrı” manasında kullanılmıştır. Ünlü tarihçi Herodot, milattan önce 5. yy.da şöyle der: “Afrodit’e Suriyeliler Mylitta, Araplar Alilat, Persliler ise Mitra der.” Herodot’a göre, “eski Araplar iki Tanrı’ya inanırlardı. Dionysus ve Aphrodite.” Muhammed Abdulmuid Han’ın kitabında şunlar da yazıyor: Devidson bir makalesinde şöyle der, “Herhalde, EL, ELAHİM, SHADDAİ ve YEHWEH adları, tarih öncesinde de kullanılıyordu. Kapalı ve bilinmeyen anlamlarda… İleri sürüldüğüne göre: “İL” birçok yazıtta bulunmuştur. Bilginler, “VEHEB’ÜL EL” (tanrı armağanı, “ABD’UL EL” (tanrı kulu), “ZEYDULLAH” (tanrının zeydi ve “ABDULLAH” (tanrının kulu) adlarına Safa yazıtlarında rastlamışlardır. Nabatça yazılarda, ALLAH ya da HALLAH adları, özel ad gibi yer almamakta, her yerde bir put adı olarak geçmekte. Yalnızca Safa yazıtlarında ALLAH tek başına yer almakta. Kimi incelemeciler de Allah sözcüğünün, şiddet ve güç anlamı içeren bir İbranice sözcükten geldiğini ileri sürerler. Elah, Elahim biçiminde çoğul olur. Arap düzyazısında İLAH, “El İlhu’l ezeli” (Ezelde var olan tanrı), “El İlahu’l Muteal” (yüce tanrı) gibi niteliklerle nitelenmiş olarak geçer. Ama peygamberlerin ve şairlerin sözlerinde özel ad olarak kullanılır. Aramca dilinde “Elah” bulunmaktadır. Arapçada da “İlah” vardır. Arapça ‘da harf-i tarifle “El ilah ya da Allah biçimini alır. “Allah” kelimesi bileşik Arapça bir kelimedir. El İlah ”veya “El Ellah”tır.“EL” belirteçtir. Yani bir ismi diğerleriyle karıştırmamak için konulan bir belirteçtir. “İlah” ise “Tanrı” anlamındadır. Arapça ’ya girmiş yabancı, tanrısal özelliği olan bir kelime değildir. Saf Arapçadır. İncil ve Tevrat’ta bulunan ne İbrani’ce ne de Yunanca bir kelime değildir. Arap Tanrısallığını ifade eden tamamıyla Arapça olan bir kelimedir. “Allah Arapların tanrılarına özgü özel bir isimdir” Dinler Ansiklopedisine göre de; “Allah İslam öncesi bir kelimedir ve Babil inanışında “Bel” e karşılık gelir. “Allah kelimesinin Hıristiyan veya Yahudilerden Müslümanlara geçtiğini kabul etmeye dair bir neden veya bir fikir yoktur.”(İslam, İnançlar ve gözlemler N.Y.Barrons 1987 S:28) Ortadoğu Araştırmacılarından E.M.WHERRY’ye göre Kur’an’ın bu günkü tercümesinden İslam öncesi zamanlarda “Allah’a –İbadet, Ay, Güneş, Yıldızlara tapılan Yıldız Dinlerinde ve BA’al’a tapınmak gibidir.( Kur’an’ın kapsamlı yorumu Osnabruck:Otto Zeller Verlag 1973 S.36) Alaeddin Yavuz Kaynakça – Foster, Benjamim R. (1995) From distant days: myths, tales and poetry from Ancient Mesopotamia. CDL Press, Bethesda, Maryland. – Leick, Gwendolyn (1991) A Dictionary of Ancient Near Eastern Mythology. Routledge, London and New York. – Matsushima, E. (1987) Le Rituel Hierogamique de Nabu, Acta Sumerologica 9:131-75. – Denise M. Doxey “Thoth” The Oxford Encyclopedia of Ancient Egypt. Ed. Donald B. Redford, Oxford University Press, Inc., 2001“Review: The Egyptian God, Thoth” – T. George Allen The Journal of Religion (1923), pp. 207-208 – “Preliminary Remarks on the Demotic ‘Book of Thoth’ and the Greek Hermetica” – Jean-Pierre Mahé Vigiliae Christianae (1996), pp. 353-363 – Herman Te Velde “Seth” The Oxford Encyclopedia of Ancient Egypt. Ed. Donald B. Redford, Oxford University Press, Inc., 2001. – Karen Armstrong (2000,2002). Islam: A Short History. pp. 11. ISBN0-8129-6618-x. – The Book of Idols (Kitāb al-Asnām) by Hishām Ibn al-Kalbī – L. Gardet, Allah, Encyclopaedia of Islam – First Encyclopaedia of Islam, op. cit., Vol. I, pp. 530-31. – Encyclopaedia of Religion and Ethics, op. cit., p. 663 – İbid-Hint-Arap İdolleri Kitabı – Cross, Frank Moore (1973). Canaanite Myth and Hebrew Epic. Cambridge, Mass.: Harvard University Press – Herodotus (Translated by David Grene) (1987). The History. Chicago University Press. ISBN 0-226-32770-1. – (Muhammed Abdulmuid Han, El Esatiru’l Arabiyyetu Kable’l İslam, Kahire, 1937, s. 135.) – Hastıngs’ Encyclopedıa of Relıgıon and Ethıcs 1:326,T.&T Clark der ki; – (Encyclopedıa of Relıgıon 1:117 Washıngton D.C.Corpus Pub.1979) – A Dictionary of Egyptian Gods and Goddesses by George Hart, published in 1986 by Routledge, ISBN 0-415-05909-7 – (The Oracle of Hubal’, article in Indian Antiquary. Vol. XII, (January, 1883), p. 5.) – Lange, Dierk (2004), Ancient kingdoms of West Africa: African-centred and Canaanite-Israelite perspectives : a collection of published and unpublished studies in English and French, J.H.Röll Verlag,I – https://alaeddinyavuz.wordpress.com/2012/06/30/islam-oncesi-arap-tanrilari/ – http://www.forumancientcoins.com/numiswiki/view.asp?key=baetyl – http://en.wikipedia.org/wiki/Pre-Islamic_Arabian_gods – http://www.gatewaystobabylon.com/gods/ladies/ladytash.html |
Bugün 26 ziyaretçi (165 klik) kişi buradaydı.