AHMET ÜNAL
arapmitoloji1
ARAP MİTOLOJİSİ BÖLÜM 1 Abgal- Sümer tanrısı Aab.gal ve Akad tanrısı Apkalu ile ilişkilendirilmiş İslam
öncesi Palmira’da yaşayan Bedevilerin kuzey Arabistan tanrısıdır. Deve sürücüsüdür.
Adat- (Adat-Tanrı, dişi karşıtı adattu-adantu). Ugarit metinlerinde sadece tanrının eşini değil ana kraliçe tanrıça ve hatta ana tanrıça olduğunu“bn adty=dumu a-da-ta-ya” adlarıyla belirtilmektedir. Adın yazılışındaki “dt” Fenike’nin sahil şehri olan Biblos’un tanrısı Ba’alat’a ve Ashtarte’ye karşıt olup “hanımefendi” anlamındadır. İlk inisiyatik metinlerden Serabit El Kadim’de Baalat Mısır’ın Hathor’una denk gelir. Palmira ve Mısır Brooklyn papirüslerinde de bu adın asya kökenli dişil bir ad (dwdw) olduğu belirtilir. Ba’al Berith”Berits okunur”- (Antlaşmanın Ba’al’i) veya El Berith (Antlaşmanın El’i)Eski İsrail’de Şekem’de tapınılan iki veya tek tanrıdır. Ugarit metinlerinde “brt”harfleri ile geçer ve Ba’al ile ilişkilendirilmektedir. Tevrat (8:33” ayetinde Ba’al Berith olarak geçer. Ba’al ile El’in aynı tanrı olup olmadığı kesin bilinmemektedir. Rabbi geleneğinde Ba’al Berith Filistin tanrısı Ekron ya da Beelzebub’a karşılık gelmektedir. Günümüz Lübnan sahilinde bulunan eski Fenike’lilerin şehri olan Biblos’taki Fenike tanrılarından Eloun (Elyu(o)n=En Ulu, En Alî-dişil hali “Beyrut’ta oturan”) ile aynı olduğuna inanılmaktadır. Bunların iki çocuğu olur, erkeği Epigeius/Autochthon/Gök ve kızı da Yer olarak adlandırılır. Adlarının verilmesi bu çiftin güzelliklerinin görülmesinden sonra gerçekleşir. Eski metinlerde değişik tanrıların doğumlarında hatta yeryüzü ve cennetin yaratıcısı tanrı El’in de Yer ve Gök gibi adlarına atıf yapılır. Hitit tanrılar silsilesinde yer ve gök tanrılarına babalık eden baş tanrı Alalu, oğlu gök tanrısı Kumarbi tarafından devrilir. Bu efsanede de bu benzerlik kendisini göstermektedir. Asaf ve Naile; Bunlar Cürhümi kabilesinden Asaf bin Baği adlı erkek ile Naile adlı bir kadındı. Arap mitolojisinde lokal tanrılar olması muhtemeldir. İslam öncesi Arap mitolojisinde Mekke kutsal alanında cinsel ilişkiye girdikleri için tanrılar tarafından yada bizzat kutsal alan (Harem) tarafından taşlaştırıldığına inanılan iki kişiyi temsil ettiği düşünülen totemlere istinaden tapınılan tanrı kültü. Bir diğer mitolojik hikayeye göre ise, deniz kenarında (muhtemelen Kızıl deniz) bulunuyorlardı ve onlara orada tapınılıyordu. (kendi Kabe’lerine sahip olmaları muhtemeldir). Yani tapınakları başlangıçta Kızıl deniz sahilinde bir yerdeydi ve diğer tanrı totemleri gibi Mekke kutsal alanına dahil edilip mevcut politeist din içerisinde tapınılmaya başlandı. Bu ikiz tanrılar için bir başka mitolojik hikayede ise gene Mekke kutsal alanında sevişirken yakalandıkları için öldürüldükleri ve sonradan öldürülmelerine üzülen kabile mensuplarınca atalar kültü içerisinde totemlerinin yapılıp tapınıldığına dair rivayetler vardır. Bir başka mitolojik hikayede bahsi geçen ve Amr b.Luhay’ın Cidde sahilinde bulup Mekke’ye getirdiği söylenen daha eski tanrı kültlerinden birisi olup yerel eski tanrılarla bütünleşerek günümüzdeki halini almış olması da muhtemeldir. Bütün bu değişik anlatımlı hikayelerin sonucunda söz konusu tanrıları temsil eden totemler, günümüzde de İslam tarafından kutsal kabul edilip hac dinsel ritüeli içerisine dahil edilen, o dönemde de kutsal olan Safa ve Merve tepelerine dikilmiş ve adlarına tepede tapınak yapılmıştır, söz konusu eylem büyük ihtimal erken dönemde olmuştur. Kureyş’in ve günümüz Mekke’sinin kurucusu Kusay’ın bölgeyi ele geçirmesi ile anlatımlara göre zamanla gözden düşmüş olması muhtemel bu ilgili totemler söz konusu tepelerden alınıp Kabe’nin önüne, zemzem kuyusunun yanına yerleştirilmişler ve eski saygınlıklarına kavuşmuşlardır. Bu iki taş bu gün Müslüman hacıların hac ibadeti sırasında yedi kez koşarak gidip geldikleri Kâbe yakınında bulunan Safa ve Merve tepelerinin yanında durmaktadırlar. Bu iki tepenin adlarını bu taşlardan aldıkları sanılsa da bu güne kadar bir açıklama yapılmamıştır. Kutsal sayılan tepelerden dolayımı bir tanrı kültü yaratıldığı yada tanrıların uzun dönemdir kutsal kabul edilen tepelere mi ait olarak düşünüldüğü belirsizdir. Eski mitolojik inançların yeni inançlar içerisinde devam etmesi yeni bir şey değildir, özellikle Anadolu’da benzer bir çok örnek vardır. Amr b.Luhay’ın Safa tepesine Nuheyku Mucaridurrih adlı bir tanrıya ait totemi, Merve tepesine ise Mu’timu’t-Tayr adlı tanrıya ait totemi yerleştirdiği İslam mitolojisinde yazmaktadır, bu tanrılar hakkında isimleri dışında bir bilgi yoktur. İslam öncesi efsanelerden etkilenerek aktarılan bu mitolojik hikayede Amr b.Luhay’ın söz konusu tepelere birden fazla tanrı totemi dikmiş olması muhtemel olduğu gibi, sonradan bir çok lokal efsanede görüldüğü gibi bir çok şey ona isnad edilmişte olabilir. İsaf ve Naile adlı tanrılar ismen İslam içerisinde yaşamazken, aksine Safa ve Merve tepeleri arasında erken dönemden itibaren bu tanrılara yapılan uygulama İslam içerisinde devam etmektedir. Suriye çöllerinde yaşayan Kelb kabilesince yanlış anlama sonucu olsa gerek Hubel putu ile birlikte tapınılırlardı. Yani birer tanrı ve tanrıça olmuşlardı.(İbn Ishak, op. cit., p. 37.) Amm (Arapça Amca demektir); Eski Kataban’da (Yemen) tapınılan ay tanrısıydı. Hava, iklim tanrısı olarak saygı gösterilir, yıldırımların tanrısı olduğuna hükmedilirdi. Eşi tanrıça Aşeraydı. Kays, Tay ve müttefik kabilelerin tanrısıydı. Mekke bölge halkının da taptığı bir tanrıdır, muhtemelen Mekke kutsal alanında bir totemi vardı. Nabû-(İbr. Nebo,Arp-Nebi-Öğretmen- Rab); Anbay, Hol (Sözcü) THOTH (Kâtip tanrı); “Buyruk veren ve karar veren” tanrılar olarak yalvarıldılar.Yemen’in Adalet Tanrısı. Diğer adalet tanrısı Havkem-Hakim ile birlikte adaleti sağlarlar ve Kataban’da ikisi birlikte anılırlardı. Tanrıların habercisi (Vahiy getiren) anlamında, Babil’in yazı ve kâtip tanrısı, adil yargıcı, tanrıların habercisi, kader tabletlerinin sahibi, kıyamet gününün adil yargıcı Nabu’dan türetilme adıyla tapınılan Nebo ile eşleştirilmiştir. Kataban’da Ashtar, Amm, Şems ile birlikte tapınılmıştır. Aynı dönemlerde kültürlerini geliştiren Akad, Babil ve Mısır dinleri arasında bir eşitlik ve benzerlik vardır. Nabu da bu eşitliklerden birisidir. Adı “nb” harfleriyle yazıldığından “çağrılan kişi” (Mesih, peygamber) anlamına geliyordu. Bazı kaynaklarda adı,“ne-abu” şeklinde yazıldığından adının “parlayan, parlak “ anlamında Suriye efsanelerinden farklı anlam kazandığı da görülmektedir. Babil’in ve Asur’un yazı ve akıl tanrısı olarak kısa bir dönem tapınıldı (İ.Ö.2000). Marduk baş tanrı olunca Borsippa’daki kendi tapınağı “E-zida” da ikamet etti. Soyağacı; Büyük dedesi baş tanrı An, onun oğlu Ea/Enki dedesi, babası Marduk, anası Serpantium, eşi Taşmetum (Tashmetum), tapınağı E-zida (Büyük İkamet- Ruhül Kudüs), gücü “bilgi”, remzi tablet ve kalem işini gören bir kama/ takoz, kil ve taş tablet, hediyeleri, bilmek ve bilgi, büyü, görünmezlik ve açıklıktır. Tanrıların kâtibi, yazının ve aklın koruyucusu, başlangıç ’ta Marduk’un olduğu gibi Sirrul/ Mushhushshu’ya (Muşhuşşu-kanatlı yılan ejderha-İştar kapısında resmedilen.) binendi, sol elinde kil tabletlere çivi yazısı yazmaya yarayan bir tür kama/takoz tutan (Stylus) Asur ve İkinci Babil dönemlerinde tarım ve sulama ile de ilişkilendirilen tanrıdır. Bazen su tanrısı ve bereket tanrısı olarak da tapınıldı. En büyük tapınağı Borsippa’daki E-zida’dır. (Babil). Su, yer, akıl ve döllerin tanrısı Ea/ Enki’nin oğlu Marduk’un baş tanrı oluncaya kadar geçen dönemde Borsippa yakınlarında dedesi Ea’nın “E-ZİDA” adlı evinde oturan olarak bilinirdi. Marduk’un baş tanrı olmasıyla babasının baş veziri ve tanrılar meclisininde kâtibi/ yazıcısı oldu. İnsanların ve tanrıların kaderlerini tanrının isteği üzerine kutsal kil tabletler üzerine kazıyarak (hakkederek) yazabildiğinden etkisi sınırsızdı. Ayrıca insan ömrünü uzatmaya veya kısaltmaya da yetkisi vardı. Dedesi Ea’nın görevi olan baş tanrı ve tanrılar meclisinin emirlerini insanlara tebliğ görevini devrettiği Sümer tanrıçası Nisaba’dan (peygamberlik) devralarak yazının simgesi oldu. İlk önce Marduk’un kâtibi ve veziri olarak sonraları Marduk’un Serpantium’dan olan sevgili oğlu olarak asimile oldu. Babil’in yeni yıl kutlamalarında heykeli Borsippa’dan Babil’e babası Marduk ile birleştirmek için taşınıldı. Nabu, bundan sonra rahiplerin metinlerinde Asur ve Babil tanrılarının başlıcalarından birisi oldu, adı çocuklara konuldu. Rahipliğin eski bir nişanesi olarak elleri kapanmış halde dikilen, boynuzlu şapka giyerdi. Eski rahiplik ve rahibeliğin temsili olan elleri bağlı şekilde dururdu. Nabu bir batı Semitik tanrısı olarak Ebla tabletlerinde geçmektedir. M.Ö.2000’lerin başlangıcında Amorluların onu ve muhtemelen Marduk’u Mezopotamya’ya tanıtmıştır. Pers mitolojisi de dâhil olmak üzere bölge mitlerinde iki tanrı birbirine yakın ilişkiler içinde yaşadılar. Eşi Tashmetum’un adı Akad dilinde “Shamu (Şamu- Dilekleri yerine getiren, Dilekleri veren)” dan gelmektedir. Bu özelliği yüzünden “aşkın ve iktidarın (erkeklik)” ve kötüye karşı koruyucusu, merhametli arabulucu tanrıça olarak hürmet gösterilmiştir. Astronomide oğlak burcu ile birleştirilmiştir.
Buna rağmen Sümer’in yazı tanrıçasının Nabu değil Nisaba/ Nidaba olduğunu belirtmek önemlidir. Bu yüzden Nabu, ileriki dönemlerde “bilginin kavranılmasını” temsil etmiştir. Nabu mabedinde bulunan çok güzel kil tabletler ile ona sunulan adakların depolandığı yerler de onu ve yaptıklarını öven yazılı edebi kaynaklara rastlanılmıştır. Ayrıca Asur (eski Suriye) da da tapınılan bir tanrıydı. I.Salmanasar onun adına M.Ö. 1300’lerde ilk tapınağı yaptırdı, bunu Ninova, Kelah ve Korsabad şehirlerine inşa edilenler takip etti. II. Sargon döneminde Asur devletinin yayılmasıyla kraliyet metinlerinde sıksık adına yalvarılan tanrıların en büyüğü oldu. Dualarda, özel belgelerde bile çok adı geçtiğinden Asur’da çok sevildiği anlaşılmaktadır. Yazı sanatının koruyucusu olması yanında büyük hayranlık uyandıran güneyin kültürel geleneğinde de temsil edildi. Asur’un çöküşünden sonra Nabu yeni Babil’de önce Marduk’un oğlu olarak sonra da kendi hakkı olan en yüksek rütbeli tanrı olarak yeniden doğdu. Babil’in ardından gelen Pers döneminde de iyi ilgi gördü. Büyük tanrılar rütbesine yükseltilmesiyle “kader tabletlerinin teslim edildiği” insanlığın kaderini söyleyen göksel tanrı oldu. Metinler onu Ninurta ile bir göstermektedir. Bazen de tarlaların, suyun, bereketin ve dedesi Enki’yle paylaştığı “aklın tanrısı” olarakta anılmaktadır. Babil’in Yeni Yıl Bayramı olan AKİTU’da Nabu, yeraltında ayinle alıkonulan “babası Marduk’u kurtarmak için gelen “ kraliyet sultanı/varisidir”, bu yüzden “ülkede dengelerin onarılmasının umudu ve babasının intikamının alıcısı gibi davranır. Nabu’nun rolü Ninurta tarafından yükseltilmiştir. Bu yüzden bayramların altıncı günü Borsippa’dan Babil’e öteki büyük yabancı tanrıların eşliğinde gelerek Marduk tapınağındaki küçük tapınağını yukarı kaldırır. Ertesi gün bu tanrıların eşliğinde temsili bir ayinle babasını yeraltı dünyasından kurtarır, sekizinci gün baba oğul bir zafer alayıyla birlikte “Kaderin İlk Belirlenişine” doğru hareket eder. Bu efsane Mısır ve Babil mitleriyle kıyaslandığında onlarla aynı çizgide görünmektedir. Mezopotamya’da Marduk ve Asur ölen tanrılar ve bir saltanat varisinin kuvveti ile kurtarılarak güçlendirilen tanrılar değillerdir. Bu olayın benzeri Mısır’da Osiris gerçekten ölür ve yerini oğlu Horus alır. Babil ve Asur’da Marduk ve Asur yeraltına kabul ayinine karşı koyarlar ve yukarıdaki gibi zafer alayıyla yükselerek dönerler. İki tanrı arasındaki bağ, ikisinin de ortak varisleri olan evlatları vardır, hayatta sadakat, aşk ve zevk ile aldatılmışlardır. Kıyaslandığında Mısır’da Horus’un Osiris’i kurtarma miti tam bir ihanet ve intikamdır, Mezoptamya’daki ise aile bağları arasındaki derinlik, yeryüzü ve gök kubbede bütün düzeylerde uyum ve ahengin inşaasının konuşulması, onaylanması vardır. Nabu ve Taşmetum’un (İşiten) kutsal evlilikleri üzerine bir belge vardır; Yarın, Iyyar’ın dördüncü günü, akşama doğru, Nabu ve Talmetum yatak odasına girecekler. Beşinci gün hazır olan tapınak rahibince kralın yiyeceği verilecektir. Bir aslanın başı ve meşale saraya getirilecektir. Beşinci günden onuncu güne ikisi yatak odasında kalacaklardır, tapınak gözlemcisi de onlarla kalacaktır. Onbirinci gün Nabu çıkacak ayaklarına idman yaptıracaktır, avlanma parkına gidecek vahşi öküzü öldürecek, yukarı çıkacak ve kendi ikametinde oturacaktır. Kralı kutsayacaktır. Efendim krala, efendim kralın onu bildiğini sırasıyla yazdım. (Zimmern-Babylonischen Neujarfest” S.152) Nabu’dan bahseden Fenike mektuplarında, Fiziki dünya ve tabiatın bilgisi ve bilmeye dayanan Adad’la ilişkili olan ilkinin incelenmesinden sonra, bu Nabu’ya atfedilen ikinci mektuptur. İkinci mektup Nabu’yu konuşmanın tanrısı, mektupların tanrısı ve bilimin tanrısı adlarıyla çağırır ve sorar; -Ve o konuşmanın tanrısı niçin toprakla konuşur? -Toprakla konuşabilir miyiz? Ama toprak konuşur! -Suyla konuşabilir miyiz? Ama su konuşur! -Ya ateş? -Onlar konuşurlar ve biz de tanırız! -Yazının tanrısı niçin gökte, ateşte, işaretlerde, görüntülerde, suda, şekillerde, mektuplarda ve yeryüzünde yazar? Onlarla konuşacak olan gözleri ve işaretleri bildirin! Kara insanlar, Sarı insanlar, Kahverengi insanlar konuşurlar! İşitiriz, dinleriz ve anlamayız. Şekillerle yazdıklarında konuşmalarını anlayabiliriz. Fakat gözler tanımalıdır!( Lishtar’s emphasis- Liştar’ın vurgulaması) Bilimin tanrısı niçin kötülerin yasalarını, sanatların yasalarını, büyüme ve çöküşün yasalarını, ekim ve hasat zamanlarını, hastalığı ve sağlığı, suyun, toprağın, ateşin yasalarını koyar? Onları bildiğimiz zaman onlara göre nasıl hareket edeceğimizi de en iyi sonucu alacak şekilde bileceğiz! Nabu’nun koruması altında “bilgi” dünyadaki yaşamı ve varlığıyla biri bütün türlerdeki sembolleri ve kolay algılamayı, gözün, aklın, kalbin kolay tanıyabileceği ve ruhun asla unutmayacağı şekilde öğrenebilir. Bu şekilde Nabu, “iletişim kurulabilen her şeyi, yasaları, sembolleri, işaretlerin esinlenilen sesidir. O gözleri, kulakları, ağzı, burnu, parmakları ve genel duyu organlarıdır, hepsidir. Nabu mimardır, uzunluğu ve tartıyı ölçer, temelleri planlar, yükseklikleri ölçer! Babil’in saltanat varisi göksel taclı Nabu’nun parlak kişiliğinde her şey açıktır, insan emeğinin bütün yönlerinde uygulanan bilme ve bilginin bütün türleri üstündeki yaşamın sürmesinde imanın bir ifadesi vardır. Diğer muazzam şifalar aydınlığa çıkarılmalıdır çünkü atalarımızın ruhlarının seslerinde yerini bulmaktadır. Sesler, Lilinah, Shem (Şem), Eshara (Eşara) Adapa (Âdem), Jacobsen (Yakup) Oppenheım (Yunus), Bottero, Kramer’in eserlerinde alevlenen, dinlemeye cesaret eden ruhların bedenlerin, akılların, kalplerin konuşmalarını asla kesemeyen seslerdir. İncil İşaya 46;1’de Tanak’ın Nebo’su gibi Nevi (Nebi de okunabilir. Kitapsız peygamber demektir) olarak bahsedilmiştir. Asur kralı III. Tiglatplaser zamanında Kalah’ta Nabu’nun dikilmiş bir heykeli bu gün British Müzesindedir. Babil astrolojisinde Nabu (Nebi) Merkür ile eşleştirilmiştir. Aklın, yazının ve tanrıların kâtipliğinin tanrısı olarak Mısır’ın Thoth’u (Lah- Jehuti, Yehudi), Greklerin Hermes’i, Apollo’su daha sonraları Romalıların Merkür’ü ile eşleştirilmiştir. M.Ö.335-30 yılları arsında süren Grek hâkimiyeti döneminde, bu tanrı adına öğretilmiş, bilinen gerçek ahlaki bilgiler tüccar Greklerin mantığına göre değiştirilerek hileci, hurdacı bir kişilik kazandırılmıştır. Mısır’ın Thoth/Lah’ı, Hindin Şiva’sı, Greklerin Hermes’i, Yemen’in Talib’i ve tüccarları, kervanları, fahişeleri, hırsızları koruyan birçok hileci şeytan tanrı ondan türetilmiştir. Bundan da Hermes çıkmıştır. Grek tanrılarının habercisi (Mesihi, peygamberi) en hileci tanrısı Hermes Trimegistos (Üç kere ulu Hermes) de adını Mısırlıların Thoth’a taktığı lakabı “wr wr wr=Ulu, Ulu, Ulu- üç kere ululanarak yüceltilmiş olan” anlamına gelen adından almıştır. Hermes şeytanın şeytanıdır. Lah’la kıyaslanamaz. Mısırda THOTH (Kâtip tanrı) (Okunuşu Tot-Dod)-KÂTİP=Yaşam anahtarının sahibi olarak adlandırılmıştır. Mısır’ın ay tanrısı, tanrılar meclisinin kâtibi, tanrıların yazılarını insanların anlayabileceği şekilde karelere bölerek “ilk alfabeyi icat eden, sihrin, zamanın tanrısı”. Lah (El Lah-Allah), Jehuti, Jahweh, Anadolu’da Tut gibi adlarla anılan gezgin tanrı Tut, Babil’de Nabu, Yemen’de Nebi, İslam kültünde de Şit peygamberin oğlu, Sabii dininin kurucusu İdris peygamber olarak geçer! “Roma dönemi tapınak metinlerinden piramit yazıtlarına kadar birçok kaynakta görüldüğü üzere Thoth’a tapınılmaya İ.Ö.4.bin yılda tapınılmaya başlanılmıştır. Thot’un ebeveyninin sürekli birbirleriyle savaşan Set ile Horus oldukları söylenir. Ra’nın oğlu olarak da tanımlanır. Mısır Mitolojisinde Thoth; Osiris öldürüldükten sonra Horus ve Anubis’e yardım ederek onu geri getirmelerine yardım edendir. Ölümcül yılan sokmasından sonra ölen Horus’un yaşama dönmesinde yardım edendir. Hatta Horus’a kayıp gözünü bulmada yardım da edendir. İsis’in başı kesildiğinde onun başını tekrar yerine koyandır. Genellikle Ay tanrısı olarak adlandırılan Thoth kozmogoni (Evrendoğumu) ile ilişkili tanrılardan olup Gök Gürültüsü ve yağmur Tanrısı, Kâtiplerin koruyucu tanrısı, adalet tanrısı olarak tapınılmasının yanında Tanrının (Ra’nın-) Mesihi (habercisi, peygamberi) olarak da bilinir. Peygamber, Nebi ve Mesih de bilindiği gibi kelime olarak “Tanrıdan haber getiren” demektir.” “THOTH= SOS-SOT, TOD okunabilir” adıyla bilinen, İbiş kuşu başlı, insan vücutlu bu Mısır Tanrısının, Djehuty ,(Cehuti-Yehuti okunur) Jehuti (Yehuti-YAHUDİ), Tahuti (Tahuti), Tehuti, Zehuti (Zehuti), Techu (Tiçu),Tetu.(Titu), Thoth (also Thot veya Thout), A, Sheps (Şeps), Khemennu’nun –Kemennu’nun Tanrısı, Asten, Khenti, Mehi, Hab, A’an ve LAH gibi başka adları olduğu da tespit edilmiştir. Yani bu adlar, Yahudilerin Tevrat’ta adı geçen “Yahweh’ten gelen “Yahudi” adlarının da kaynağının bu tanrı olduğu ortaya çıkmaktadır. Görüldüğü gibi, “Thoth, Lah, Yah, Yehuti, Yahudi ve Adil yargıç ( Adil Hakim, Kuran’da El Hakim, bu sıfat ayrıca Kâbe putu Hubel’in de sıfatıdır.) sıfatlarına sahip Mısır tanrısı, Grekler’in Zeus’u Hermes’i, hem Tevrat’ın Yahve’si, hem Mecusi’lerin Mitra’sı (dost, yaren, arkadaş sıfatıyla), hem Zerdüştlerin Ahura Mazda’sı (Bilge Tanrı sıfatıyla), hem İncil’in Adil yargıç’ı, Hristo’su, hem de Kuran’ın, tabiatın ve evrenin yaratıcısı, düzenleyicisi, berzahın bekçisi, kıyamet gününün hakimi, öğretmeni olarak karşımıza çıkmaktadır. “THOTH’tan” başka diğer bir adı olan“ YAH” adındaki ihtilafların karışıklığı, çağdaş dinlerden Hıristiyanların, Müslümanların ve Yahudilerin Tanrısı YAHWEH-Yahve’nin eski Mısır dinlerinde yaşamış atalarının bıraktıkları kültürlerin de birbirine karışmasından kaynaklanmaktadır. Eski Mısır tanrılar kültü içinde, tapınılan tanrılar arasında adına hiçbir şekilde rastlanılmayan ve “Ani Papirüs’leri” olarak adlandırılan yeni keşfedilmiş bu eski belgelerin günümüz dillerine çevrilmesinden sonra, yeni yeni keşfedilmeye başlanılan “YAH= Tevrat tanrısı Yahweh “ adının yanında bir de “LAH” adı olduğunu keşfetmiş bulunuyoruz. Şimdi, bahsettiğimiz “Ani Papirüs belgelerinde” Osiris Ani’nin ölümü sonrasında, ahrette, LAH’ın “ululuğunu” takdir edişini de görmekteyiz. ” Ölüm geldikten sonra, ahret yaşamında Osiris Ani şu kelimeleri konuşur; “O ay tanrısı gibi parlayan tektir. O Lah gibi ışıldayan tektir.” “Bu Osiris Ani, dışarıdaki insan kalabalıklarının arasından ileriye doğru gelerek kendisini ışıldayan tek olan’a (parlayan Bir’e) geri getirir.” “Bak, Osiris, Osiris (aynen böyle), Ani, yeryüzünde yaşayanların arasında arzu ettiğini istediği gibi yapan ahrete geldi.” Ve Bölüm 18’de,Süre dolduğunda Amentet’in topraklarına bir büyü geldi. Ani Osiris’ten şu sözler duyuldu; “Hermepolis açıldı; başım Thoth tarafından mühürlendi”. “Horus’un gözü mükemmeldi, tanrıların babası Ra’nın alnındaki muhteşem işlemem Horus’un gözünü teslim ettim” “Osiris aslında Amentet’in içindeki birisidir, Osiris orada kimin olmadığını biliyor, Ben orada değilim. “Ben, tanrılar arasında başarısızlığı olmayan ay tanrısı Lah’ım.” “Aslında, Horus, sizi tanrılar arasında saymayı sineye çekmeye devam etmektedir.” Mısır’ın Ay Tanrısının, İslam öncesi Hicaz ve Bedevi Araplarının da yaygın olarak “El Lah” ve “Hub-El” adlarıyla taptıkları tanrının sembolü de “Hilal” dir. Hicaz ve diğer Bedevi Arapları sadece “Hilal” kullanmışlar ve kullanmaktadırlar. “Lah-Thoth’un başında ise,”Hilal Ay içinde Güneş” sembolü vardır. Hıristiyanların, diğer tanrıların başlarındaki yuvarlak güneş timsalini Hz. İsa ve havarilerine yakıştırdıklarını, bu nedenle Hz. İsa ve havarilerini başlarının üzerinde bir çember ile resmettiklerine tanık olmaktayız. Baş arkasında güneş veya dolunay halesi ya da hilal ay halesi resmedilmesi olayını, Arap tanrılarından Melek Bel ve Eglibol (Elibol)’un tasvirlerinde de kullanılmıştır. Ancak, Lah-Thoth öyle büyüktür ki, ”Güneşi de Hilalin içine sığdırmıştır.” Hilal ayın ağzında yıldız şeklinde kabartmalar Sümer heykel ve tablet metinlerinde de bulunmuştur. Yunanlı Eflatun’a göre “her şey” olan, Yunan Tanrısı Hermes (Grek tanrılarının habercisi, Thoth’un Grek eşi, ölçünün, bilginin, kurnazlığın, hırsızların, sanatçıların, çocukların, çobanların koruyucusu, zamanı ölçücüsü ve hâkimi), bilge ay tanrısı, İbiş kuşu gagalı insan vücutlu Thoth-Lah’ın (Dod-Lah) çalınmış sıfatları ile uydurulmuş bir tanrıdır. Gezginliği yüzünden Babillerin Nabu/Nebo/Nebi’sine de adını verdiğine inanılır. İslam kültüne “İdris peygamber olarak girmiştir. Benzer veya aynı sıfatlarla saygı gösterilmektedir. Mısır tanrılar panteonunda çok önemli yeri olduğu düşülen Thoth, İbiş kuşu başıyla tasvir edilmiştir. Dişi karşıtı olan Seshat’tır (Şeşat) . Mısır’ın kâtip tanrısı Thoth’un adlarından birisinin “Lah” olması, Arap dilinde “El” belirteci ile ifade edilmekteydi. Yani “El Lah=Tanrı Lah”. Mısırlılar da Lah’ı ya da yukarıda sayılan adlarıyla andıkları bu “Kâtip Tanrı” larını Sümer’den almışlardır. Sümer’in su tanrısı, ilk “Adapa- Âdem’in yaratıcısı”, Nuh tufanından önce Sümer’in Nuh’u “Ziusudra’ya” veya Akadlıların “Attra Hasis’ine” haber vererek insan neslini yok edilmekten kurtaran bu yüzden de “şeytan” ilan edilen Enki- Ea’nın oğlu Marduk dedesi Anu’yu darbe ile devirdikten sonra baş tanrı olur. Onun eşlerinden Serpentium’dan doğan ve Borsippa’da oturan oğlu NABU (Nebi, haberci) Marduk’un yazıcısı, kâtibi olur. Daha sonra bütün tanrıların ve insanların da kader tabletlerine hükmetmeye başlar böylece yaşamı, ölümü belirleyen,
kıyamet gününde insanların vetanrıların da adil yargıcı olur. Mısırlılar Lah veya Thoth’u Nabu’dan almışlardır.
Arapça Nebi (peygamber) kelimesinin kökeninin Nabu’ya dayandığı görülmektedir. Ani papirüslerinde Tut. Toht, Mısır mitolojisinde zamana hakim olup, Ra’nın da babalığına erişen bilge tanrıdır. Bütün tanrıların ve insanların “adil yargılayıcısıdır. İsa’nın “adil yargıç” sıfatı ondan alınmadır. Hesap, ceza (Din) gününde Maat’ın tüyü ile kalplerin adil tartılmasına gözcülük eden, kâtip hem de terazinin ibresini yakından gözleyen maynun A’an da odur !. Arapların onun adını ululamak için “El ELLAH” şeklinde bir kere daha “Lah” eklemeleriyle “EL LLah” adını elde etmekteyiz. İki “LL” ve üç “LLL” ile ululanmış Arap tanrı adları da az değildir. Yemen Sabilerinin ana tanrıçaları olan Aştar, Babil’in İştar’ı, Greklerin Afrodit’i, Mısırlıların İsis’iydi. Tanrıçaların annesi de “LL” di. Arapların “aşk ve dostluk tanrısı” Wadd’ın” adlarından birisi de LLUMQUH-İllumkuh olup iki “LL” içermektedir. Ebla ve Ugarit metinlerinde Palmira’da İ.Ö. 2300’lerde El Lat’ın adlarından birisi de “LLAT” şeklinde yazılırdı. Arap dilinde kelimelerin “erkek” ve dişi” halleri vardır. Dişil kelime olan “LAT” önceden açıklandığı gibi “Eril” yapıldığında “LAH” oluyordu. Başına “El” getirildiğinde de “El llah” ortaya çıkıyordu. El Lah: Arapların Gök Gürültüsü ve yıldırım tanrısıdır. Bunu Kur’an’da Ra’d Suresi adını 13. Ayetinde geçen “Er Ra’d” adından almaktadır ve “Gökgürültüsü ve yıldırım demektir. Şems, Rahman gibi sureler de Allah’ın adlarıdır. Ra’d da farklı değildir. Kuran adeta bütün büyük Arap tanrılarını “El Lah= Allah” adında toplamaktadır. Elif, Lam, Mim, Ra” Apkallu- Sümer’de Abgal, insanlığın evrimini ileriye taşımak için Enki tarafından yaratılmış yedi yarı tanrıdan birisidir. Tufandan önce krallara nasihat verirdi ve Enki’nin hizmetkârıydı. İnsanlara ahlak, sanat gibi değerleri öğretirdi. Apsu’da Tatlısulardan doğmuş balık görünümlü insan olarak görülürdü. Balık elbisesi giymiş gibi kolsuz bacaksız bir heykel olarak saygı gösterildi. Kanatlı kartal ve insan başlı olarak da resmedildi. Adapa- Apkallu’nun ilk temsilleri Adapa-Âdem,( U-an, Oannes-Yunus) tu. Diğerleri U-an-dugga, En-me-duga, En-me-galanna, En-me-buluga, An-enlilda, and Utu Abzuydu. Attar, Atiradu (Ugarit)Llu’nun eşi, Asthar-Assar, Astar, Aştar, İştar; Güney Arabistan tanrılar ailesinin başı Aştar, eski semitik Arap tanrılarından tanrı “LL” veya “EL”e karşılık gelir. Aştar,doğal sulamayı temin için suları yağmur şeklinde dağıtan bir gök gürültüsü tanrısıydı. Sabah yıldızı Venüs olarak Şerikan “Doğunun Biri ”adlarıyla nitelendirildiğinde, düşmanlardan öç almak için yalvarılıyordu. Semitik Arap mitolojisinde sabahyıldızı olarak da bilinir. Kenan efsanelerinde ölü tanrı Baal’ın tahtını ele geçirmek için gayret ettiği geçse de kanıtlanamamıştır. Batı Asya’nın bazı kurak bölgelerinde yağmur tanrısı olarak da tapınılmıştır. Kadın eş değeri Fenikeli Ashtarte’dir. Güney Arap bölgelerinde Zilhicce Şemani (Dü Şemani) olarak da bilinir. Halen İslam dünyasında adı geçen bir kaç din uleması sayılan kişiliğin adları da bu tanrıya dayanır. Atargatis; Aramilerin Atar’atah adıyla andıkları Suriye tanrısıdır. Ukraynalı İran, Arap ve Grek tarihleri uzmanı Rostovstseff’e göre, Greklerin Afrodit Derketo ve Dea Suriye (Suriye’nin tanrıçası, Mısır’ın Hierapolisinin, Suriye’de Halep’in Düşara’sı kuzey Suriye topraklarının büyük tanrıçasıdır. En çok bereket tanrıçası olarak tapınılmakla birlikte şehir halklarınca “Baalat=Hanımefendi” adıyla iyileştiren şifa veren tanrıça olarak tapınıldı. Hadad’ın eşiydi. Kutsal hayvanları balık ve kumruydu. Kumru aşk tanrıçasının temsili, balık bereket timsali olarak kabul edilirdi. Erkekler Ashtarte adına kendilerini hadım ederlerdi. Ugarit kil tabletlerinde, Denizin Hanımefendi Tanrıçası (Rabbatu iratu yammi) olarak, Kenan’ın üç tanrıçası olan Anat, Aşera ve Aştart ile ilişkilendirilerek 1500 yıl boyunca ibadet edildi. Atarsemain (Attar Şemayin)= Kuzey ve Merkezi Arabistan’da cennetin sabah yıldızı olarak cinsiyeti belirsiz göksel bir tanrı olarak ibadet edildi. Asur kralları Asurbanipal ile Eşaraddon’un mektuplarında İ.Ö.800’lerde Atarsemain olarak bilinirdi. Palmira merkezli Arap tanrıçası El Lat ile eş anlamlıdır. Lange, baş tanrı Venüs ile eşleştirilen Atarsemain,ay tanrısı Ruda, güneş tanrısı Nuha olarak kimliklendirmektedir. İ.Ö 9. Ve 4. yy.lar arasında Hadramevt, Kataban, Main, Avsan gibi güney Arabistan krallıkları Arapları arasında Güneş, Ay, Venüs’ten ibaret olan tanrı üçlemesinin (teslis) benzeri olarak saygı gösterildiği tespit edilmiştir. Bu tanrı, ay tanrıları Sin, Amm, Wadd ve güneş tanrısı Yam, Ashtarté ve Venüs ile de ilişkilendirilmiştir. Dierk Lange’a göre Atarsemain İsmail kökenli Kedar kabilesi kuzey Arap konfederasyonlarından Yumuillilere göre üçlü tanrılar sisteminin baş tanrısıydı. İ.Ö.7600’lerde Asur kralı Asurbanipal’ın yıllıklarında iki kez bahsedilmiştir. Avf;Araplar arasında “Abd-Avf” adı yaygındır.”Auf” Arap dilinde “Büyük dua kuşu” anlamına gelir. Kelime bu haliyle Arapça ’da bulunmaz. Bir kuşun hiç istemeyeceği “havadaki tekerlek” anlamındaki “Afa” kelimesinden çıkartılmıştır. Tanrının belki de hiç başvurmayacağı bir yol olan “aşağıya kehanetlerinin kuşla gönderme işini” tanımlamaktadır. “Sa’d” kelimesinin eş anlamlısıdır. Aval= Hürmüz körfezinde bulunan, Arap yarımadasına yakın küçük, iki parçalı görünen bir ada devleti olan Bahreyn (İki Deniz) Araplarının öküz başlı köpek balığı tanrısıdır. Bu yüzden ada halkına da “Avvali” de denilirdi. Arap dilinde “birinci, baş, ilk başta olan, has, asıl” anlamına geldiği gibi Hint dilinde de “En iyi” anlamına gelmektedir. Aval’ın köpekbalığı dişleri Bahreyn’in sembolü kabul edildiğinden, bayraklarında uçak şirketlerine kadar yer yerde kullanılır. Sümer efsanelerinde kurtla kuzunun birbirini yemediği “Dilmun Cennetinin” burası olduğu iddia edilir. Hz. Muhammed zamanı Müslümanlarının putperest Araplarla olan savaşlarında, düşmanlarının dirençlerini kırmak için kutsal değerlerine küfür edildiğinden dolayı kullanılmaya başlanıp dilimize İslam kültürü ile geçmiş olabilirler. Çünkü bu konuda Kuran Enam Suresinde (6;108) bir uyarı yer almakta ve “Allah dışında çağrı yapanların kutsallarına sövmeyin” diye Müslümanlara açık uyarı vardır. Arap Mitolojisi Bölüm 2 Tıklayın |
Bugün 29 ziyaretçi (185 klik) kişi buradaydı.